İnsan Hakları Açısından Umut Hakkı

insan hakları
ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezalarında salıverilmenin değerlendirilmesi hakkı

Tarih boyunca üzerinde en çok konuşulan kavramlardan biri insan hakları kavramıdır. Bu hak hem bireylerin hem de devletlerin gelişiminde kendini çokça göstermiştir. Ülkelerin gerek hukuk gerek siyasal gerekse de sosyal yapılanmalarında insan hak ve onuru kavramı etkili bir rol oynamıştır. Bu kavramlar çerçevesinde yaşanan gelişmeler ile çağdaş ceza hukukunda Hümanizm ilkesinin benimsenmesi, suç karşılığı öngörülen yaptırımları ve bu yaptırımların infazını doğrudan etkilemiştir. Bilhassa bu etkiyi, başta Avrupa Konseyi’ne üye devletler olmak üzere pek çok ülkede ölüm cezasının ilga edilmesi ya da mevzuatında ölüm cezasına yer veren devletlerde bu cezanın fiilen tatbik edilmemesi bağlamında gözlemlemek mümkündür. Zira modern ceza hukuku ile ölüm cezası literatürden çıkarılmıştır. Bu durum çerçevesinde bütün ülkeler hukuk sistemlerinde düzenlemeye gitmiş ve umut hakkı doğrultusunda bunun yerine umut hakkı doğrultusunda müebbet, ağırlaşmış müebbet ve süreli hapis cezası gibi ceza sistemleri uygulamaya başlamışlardır.

Ölüm cezasının kaldırılma eğilimi ile birlikte, ağır olarak kabul edilen çeşitli suçlardan mahkûm olanlara erken tahliye olanağının tanınmadığı düzenlemeler yaygınlaşmıştır. Böylelikle belirli suçları işleyen müebbet hapis cezası mahkûmlarının cezası, hayatları boyunca devam etmesi gerçeği de kaçınılmaz olmuştur. Dolayısıyla cezadan indirim yapılma olanağı mevcut değilse müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatının sonuna kadar devam edecek, bu mahkûmların salıverilme imkânı olmayacaktır. Ancak buna rağmen bahsettiğimiz gibi insan hakları hukukunun etkisi ile müebbet hapis cezası mahkûmlarının da cezalarının belirli bir süresi infaz edildikten sonra tahliye olmaları mümkün görünmektedir. Bu gelişmeler ışığında mahkumlar için bir yol olan umut hakkı literatürde tartışılmaya başlanmıştır.

Umut Hakkı Kavramı, Doğuşu ve Gelişimi

Umut, sözlükte, ummaktan doğan güven duygusu, ümit literatürde ise, uslanma ve topluma dönebilme gibi anlamlara gelir. Hukuk terminolojisinde ise; müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan hükümlüye serbest kalma imkanının tanınmasıdır. Bir başka deyişle her hükümlünün bir gün dışarı çıkabilme ihtimalini ifade eder.

Fiilen ve hukuken hafifletilebilir olmayan müebbet hapis cezaları bağlamında umut hakkı; ilk olarak Alman Federal Anayasa Mahkemesi kararları ile gündeme gelmiştir. Bu bağlamda ilk karar Alman Anayasa Mahkemesi’nin Life Imprisonment adlı davada vermiş olduğu 21 Haziran 1977 tarihli kararıdır. Burada; ömür boyu hapis cezası uygulamalarının, daha sonraki bir tarihte özgürlüğüne kavuşması için mahkûma; somut, gerçekçi ve ulaşılabilir bir şans tanındığı durumlarda ancak mümkün olabileceği belirtilmiştir. Ayrıca kişiliklerindeki gelişim göz ardı edilerek mahkûmların bir gün özgür kalma umutları tamamen ellerinden alındığında; devletin insan onurunun özüne ağır bir darbe vurmuş olacağı ifade edilmiştir. Yine yukarıda bahsi geçen Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nin 1986 tarihli War Criminal davasında; çocuklar ve hamile kadınların da içinde olduğu 50 kişiyi gaz odalarında ölüme göndermesi nedeniyle ömür boyu hapis cezasına mahkûm olan bir Nazi yetkilisinin koşullu salıverilme talebi incelenmiştir.

Daha sonra ise AİHM umut hakkı ile ilgili bir dizi içtihatlar geliştirmiştir. Bu içtihatlarda yorum yöntemi kullanmıştır. En çok kullandığı yorum yöntemi dinamik yorum yöntemi olmuştur. Bu bağlamda  Alman Federal Anayasa Mahkemesi kararları ışığında oluşturduğu istikrarlı içtihatlarına göre de; yetişkin bir kişinin mahkûm olduğu müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, infazın herhangi bir aşamasında yapılacak olan değerlendirme sonucu hukuken (de jure) ve fiilen (de facto) indirilebilir nitelikte değilse ve bu nedenle kişi, bir gün serbest kalma umudundan mahrum edilerek ölünceye kadar devam edecek bir infaz rejimi ile karşı karşıya bırakılmışsa; bu durum, sadece mahkûmun ıslahı amacının tamamen inkârı anlamına gelmeyecek, aynı zamanda AİHS’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza yasağının ihlalini gündeme getirecektir.

Buradan çıkan sonuca göre AİHM, bir kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazını bir gün serbest kalma ümidi olmaksızın geçirmesini AİHS m.3 bağlamında kötü muamele olarak kabul etmekte, umut hakkını insan onuruna saygının bir gereği olarak görmektedir. Son yıllarda verdiği kararlarında ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının kötü muamele teşkil etmemesi için, söz konusu cezanın gözden geçirilme olanağının bulunmasının yanı sıra cezanın infazına ara verilmesi, infazın geri bırakılması veya koşullu salıverilmesi af veya cezada indirim yapılmasına olanağının bulunmasını da şart koşmuştur.

Ancak müebbet hapis cezasının gözden geçirilmesi, hükümlünün mutlaka salıverilmesi gerektiği şeklinde yorumlanmamalı. Hükümlünün tehlikelilik halinin devamı veya cezanın infazının devamı için penolojik gerekçelerin varlığı halinde salıverilmesinin reddedilmesi işkence yasağına aykırı değildir. AİHM kararlarından çıkan sonuca göre hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkı kapsamında müebbet hapis cezasının belirli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekliliğidir. AİHM, süre hususunda bir belirleme yapmaktan kaçınır. Bununla birlikte, karşılaştırmalı hukuk ve uluslararası hukuktaki eğilimin, müebbet hapis cezasının verilişinin ardından en geç yirmi beş yıl sonra gözden geçirilmesi daha sonra ise düzenli aralıklarla bu denetim devam etmesi gerektiği olduğunu tespit eder.

AİHM, umut hakkı ile ilgili bir dizi içtihatlar öngörür. Bunlar aşağıda sırası ile incelenecektir.

Cezalandırmanın Amacı ile İlişkisi

Gerek mukayeseli hukukta gerekse iç hukukta ceza belli özelliklere sahiptir ve belli amaçları vardır. Genel olarak ceza; kefaret, caydırıcılık, toplumu koruma, rehabilitasyon gibi temel amaçlar taşır. Ancak sistemsel olarak incelendiğinde cezalandırmanın amaçları bakımından pek çok teori ileri sürülmüştür. Bu konudaki teorilerin genel hatlarıyla; Mutlak Teoriler, Nispi Teoriler ve Karma Teoriler olmak üzere üçe ayrıldığı gözlemlenmektedir.

Kant ve Hegel’in fikirlerinden esinlenen Mutlak Teoriler, en genel anlamlarıyla cezalandırmanın amacını kefaret olarak belirlemekte, ceza geçmişe yönelik olarak kabul edilmekte, cezayı araç olarak değil bizatihi amaç olarak görmekte ve cezadan herhangi bir yarar beklememekte, suçlunun işlemiş olduğu suç ile orantılı bir şekilde cezalandırılması esasını benimsemektedir. Cezanın uygulanmasında sadece adalet düşüncesini ve kefareti amaç edinen mutlak ceza teorisi doktrinde eleştirilmektedir. Buna göre; ceza hukukunun görevi adaleti gerçekleştirmek değil toplumun barış içinde yaşamasını da temin etmek adına hukuksal değerleri korumaktır.

Nispi Teoriler; cezayı araç olarak ele alıp geleceğe yönelik olarak kabul etmekte, cezanın özel önleme – genel önleme amaçlarına yönelik olmasını savunmakta, cezalandırmanın esasını suç nedeniyle bedel ödemekten ziyade yeniden suç işlenmesini önlemek olarak belirlemektedir. Cezalandırmanın mutlaka ileride işlenecek suçları önlemeyi amaç edinmesi gerektiğinden hareketle, önleyici etkinin kim açısından söz konusu olduğu noktasında nispi teorilerin ikiye ayrıldığı belirtilmektedir. Bu önleyici etki failin bir daha başka suçları işlemekten alıkonulması şeklinde ortaya çıkıyorsa özel önlemeden, cezalandırma ile toplumun diğer bireylerinin suç işlemekten alıkonulması söz konusu ise genel önlemeden söz edilecektir. Cezalandırmanın amacını özel ve genel önleme şeklinde açıklamaya çalışan nispi teoriler de çeşitli yönlerden eleştirilmiştir. Buna göre; mutlak teoride olduğu gibi özel önlemenin de devletin cezalandırma yetkisinin sınırını belirlemede yetersiz kaldığı, yine özel önlemeye göre; ıslahına gerek olmayan suçlulara ceza verilmemesi gerektiği şeklinde bir sonucun ortaya çıktığı, ayrıca yapılan araştırmalarda; genel önlemenin etkilerinin, ortaya konulamadığı ifade edilmektedir.

Karma Teoriler ise; anılan iki teoriyi birleştirmektedir. Karma Teoriyi benimseyenler arasında ise hangi teoriye ağırlık tanımaları bakımından ayrım yapılmaktadır. Bizim ceza hukukumuzun Karma Teori’yi benimsediği ileri sürülmüştür. Buna gerekçe olarak ise TCK m.1’de önleme amacına vurgu yapılması, m. 3 ve m. 61 hükümlerinde ise cezanın işlenen suç ile orantılı şekilde olacağı ve kusurluluğun cezalandırma bakımından taşıdığı önem (kefaret) gösterilmektedir.

Cezalar amaçları bakımından geleceğe ve geçmişe yönelik etki göstermektedirler. Geçmişte, kefaret ; gelecekte ise ıslah amacı taşımaktadırlar.

Ömür boyu hapislerde kişi hayata küsmekte ve bu cezanın ıslah amacının kaybolmasına sebep olur. Tam da bu nedenden dolayı umut hakkı ile ıslah ve yeniden topluma döndürme amacının ağırlık kazandığı, kişinin işlediği suçun bedelini ödemesi ya da toplumun veya kişinin yeniden suç işlememesi için cezalandırma düşüncesinden ziyade ceza ile suçlunun toplum normlarını ihlal eden davranışını düzeltmesi ve yeniden topluma dönüşünün sağlanmasının amaçlandığı ifade edilmektedir.

AİHM İçtihatları Işığında Umut Hakkı

Bu kavram, 1998 yılından beri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin tartıştığı bir kavramdır. Mahkeme bu konuda ilk kez 9 Temmuz 2013 tarihli Vinter ve diğerleri – Birleşik Krallık davasında devletler aleyhine bir karara varmıştır.

Vinter ve Diğerleri-Birleşik Krallık kararında, müebbet hapis cezasının İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin İşkence yasağı başlıklı 3. maddesi ile korunan değerler ile uyumlu olabilmesi için, serbest bırakılma ve gözden geçirme imkanlarının birlikte mevcut olması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, müebbet hapis cezasının özellikle belirli bir süre geçtikten sonra (somut olayda bu süre 25 yıldır) değerlendirilmesi usulünün gerek Avrupa ve gerekse Uluslararası Hukukta desteklenen bir fikir olduğunu belirtmiştir.

Uyuşmazlığa konu olayda, Adalet Bakanı’nın müebbet hapis cezası ile cezalandırılan bir şahsı salıverebilmesine dair ulusal mevzuatın açık olmadığı ifade edilmiştir. Birleşik Krallık’da, müebbet hapis cezası ile cezalandırılan bir kişinin cezası, 25 yıl geçtikten sonra Adalet Bakanı tarafından re’sen değerlendirilmeye tabi tutulmakta idi. Ancak bu uygulama 2003 yılında kaldırılmış ve yerine de herhangi bir değerlendirme sistemi öngörülmemiştir. Mahkeme, bu koşullar altında başvuruculara verilen müebbet hapis cezasının değerlendirilmesine ilişkin herhangi bir hukuk kuralının bulunmamasını, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı bulmuştur. Mahkeme, uzun süre hapis cezası çekenlerin durumlarının değerlendirilmemesini umut hakkı olarak da ifade edebileceğimiz uslanma ve topluma dönebilme hakkının ihlali saymıştır.

AİHM’in bu yargılamalarını olumlu bir gelişme ya da kazanım olarak görmek mümkündür. Anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrasına göre eğer kanunlarla uluslararası sözleşmeler arasında çatışma varsa ve bu uluslararası sözleşme insan haklarıyla ilgiliyse, uluslararası sözleşme hükümleri uygulanacaktır. Bir kişinin AİHM’den böyle bir karar alması da iç hukukta yeniden yargılama anlamına gelmekte olup kişinin infazı -bu karar doğrultusunda- yani umut hakkı doğrultusunda düzenlenmelidir.

Trabelsi v. Belçika kararında ise; başvurucunun, Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmesi durumunda mahkûm olabileceği cezanın Vinter Kararı’ndaki ölçütler uyarınca indirilebilir olmadığı gerekçesiyle başvurucunun iadesinin m. 3 hükmüne aykırılık teşkil edeceğine karar vermiştir. Yinelemek gerekir ki Trabelsi kararı, Vinter kararından sonradır ve Trabelsi kararında Vinter kararındaki gibi iadenin gündemde olduğu devlette kabul edilen müebbet hapis cezasının indirilebilir olup olmadığı sıkı bir biçimde denetlenmiştir. Bu bakımdan sadece bir olanağın varlığı değil, müebbet hapis cezasının indirimine dair bir mekanizma ile indirimin fiilen olanaklılığı belirleyicidir. Dolayısıyla Vinter v. Birleşik Krallık kararı; adeta bir referans karar olarak benzer olaylarda kendisine sıkça atıf yapılmaktadır. Yine benzer olaylar değerlendirilirken ilkesel çerçeve, Vinter v. Birleşik Krallık kararındaki tespitler uyarınca oluşturulmaktadır.

Laszlo Magyar v. Macaristan kararında; her ne kadar Törköly v. Macaristan kararında Devlet Başkanı’nın af yetkisi nedeniyle Macaristan hakkında ihlal tespitinde bulunulmamış olunsa da bu kararda Devlet Başkanı’nın af yetkisi yeterli görülmemiştir. Zira AİHM’e göre Devlet Başkanı’nın af yetkisi, müebbet hapis cezası hükümlüleri için hangi şartlar altında ve ne yaparlarsa salıverilmenin olanaklı olacağı hususunda herhangi bir belirlilik içermemektedir. Keza hükümlülerin cezanın infazı sürecinde geçirdikleri değişim ve gösterdikleri ilerleme de dikkate alınmamaktadır. AİHM, bu davada Macaristan’ı AİHS m. 46 uyarınca yapısal sorunu ortadan kaldırması için gereken tedbirleri almaya davet etmiştir.

Harakchiev ve Tolumov v. Bulgaristan kararında; AİHM Iorgov v. Bulgaristan kararındaki Devlet Başkanı’nın af yetkisi yeterli gören yaklaşımını terk ederek Bulgar hukukunu sıkı bir şekilde denetlemiştir. Bulgar Anayasa Mahkemesi’nin 2012 tarihli bir kararına kadar 2004 Kasım – 2012 başları arasındaki dönemde Devlet Başkanı’nın af yetkisinin belirli bir politikanın eseri olarak uygulandığının söylenemeyeceği belirtilmiştir. AİHM, infaz usulünü de kararda değerlendirerek, infaz şartları nedeniyle müebbet hapis cezası hükümlülerinin ıslah olma noktasında gereken olanaklara sahip olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenledir ki mahkeme, Bulgaristan’ı gereken tedbirleri almaya davet etmiştir. Kararın özellikle bu son kısmının aşağıda belirteceğimiz Murray v. Hollanda kararı ile benzeştiğini belirtebiliriz.

Murray v. Hollanda kararında, müebbet hapis cezası mahkumlarının tahliyesini olanaklı kılan yeniden sosyalleştirme/rehabilitasyon olanaklarının sağlanamaması nedeniyle cezanın fiilen indirilemez olduğu kabul edilmiştir. Zira başvurucu hakkında psikolojik rahatsızlığı tahliyeye engel olarak kabul edilmesine karşın başvurucuya herhangi bir tedavi/rehabilitasyon olanağı sağlanmamıştır. Böylelikle yasal düzenlemelerin de haricinde de jure ceza indirilebilir dahi olsa de facto cezanın indirilebilir olma ölçütünün somutlaştığı ve Vinter içtihadının bir adım daha ileriye taşındığı görülmektedir.

Bodein v. Fransa ile T.P ve A.T v. Macaristan kararlarında; müebbet hapis cezası hükümlüsünün salıverilme incelemesine dair süre koşulunu tartışılmıştır. AİHM, ilk hürriyetten yoksun bırakılmadan itibaren 30 yıl sonraki (mahkumiyetten itibaren 26 yıl sonra) ilk incelemeye dair düzenlemeyi AİHS m. 3 hükmüne uygun bulurken mahkumiyetten 40 yıl sonra ilk incelemenin yapılmasını ise ihlal olarak değerlendirmiştir.

2019 yılında umut hakkı bakımından önem taşıyan kararlar, Petukhov v. Ukrayna 2113 ve Marcello Viola v. İtalya 2114 kararlarıdır. AİHM; Petukhov v. Ukrayna kararında, müebbet hapis cezasının indirilmesinin tek yolu olan Devlet Başkan’ın af yetkisinin, kötüye kullanıma karşı yeterli usuli güvenceleri içerecek denli açıkça düzenlenmemesi ve müebbet hapis cezası hükümlülerinin içinde bulundukları şartların ıslah olmaya yönelik bir olanak tanımaması nedenleriyle ihlal kararı vermiştir. Bu nedenledir ki AİHM, bu kez Ukrayna’yı umut hakkı içtihadında belirtilen ilkeler uyarınca yapısal sorunlarını çözmeye davet etmiştir.

Marcello Viola v. İtalya kararında ise; iç hukukta mafya bağlantılı suçlar nedeniyle hüküm giymiş olan başvurucunun adli makamlarla iş birliği yapmaması nedeniyle cezasının indirilmesi olanağından yoksun bulunması mercek altına almıştır. Mahkeme, adli makamlarla iş birliği yapmamanın mutlak suretle başvurucunun tehlikeliliğini göstermeyeceğini, çeşitli başka sebeplerle – kendisinin ya da ailesinin güvenliği gibi – iş birliği yapmamanın söz konusu olabileceğini belirterek ihlal kararı vermiştir.

Umut Hakkı ile İlgili Türkiye Hakkında Verilen Kararlar

AİHM’in 18.03.2014 tarihli Öcalan v. Türkiye 2146/147 kararı; Türk Hukukundaki müebbet hapis cezasının AİHS sistemine uygunluğunun incelendiği ve aynı konulu Türkiye aleyhine yapılan başvurular bakımından AİHM tarafından referans gösterilen bir karar olması yönlerinden önem arz etmektedir. Öcalan, ağırlaştırılmış müebbet ile mahkûm olduğunu ve bu durumun AİHS m. 3 ihlaline sebebiyet verdiği iddiasına, başvurucunun işlediği suçların ağırlığı ve esasen mahkûm olduğu müebbet hapis cezasının ölüm cezasının ilgası dolayısıyla bu cezanın dönüştürülmüş hali olduğunu belirterek karşı çıkmıştır.

Başvurucunun mahkûm olduğu ve mahkemenin indirilemez olarak nitelendirdiği müebbet hapis cezasının AİHS m. 3 ihlali anlamına geldiği tespit edilmiştir. Ancak tıpkı Vinter Kararı’nda olduğu gibi ihlal bulgusunun, derhal tahliye edilmeye yönelik bir umut olarak görülemeyeceği belirtilmiş fakat Vinter v. Birleşik Krallık kararındaki tespitlere uygun olarak yapılacak yasal düzenlemeler uyarınca, belirli bir infaz sürecinin ardından başvurucunun cezaevinde tutulmasının cezalandırma amaçları ya da tehlikelilik durumu ile açıklanıp açıklanamayacağının ulusal makamların sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir.

Kaytan v. Türkiye kararında; başvurucu Hayati Kaytan, 765 sayılı TCK m. 125 hükmü uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olmuştur. AİHM İkinci Daire, bu duruma işaret edip Öcalan 2 v. Türkiye kararına atfen sağlık nedeniyle salıverme ya da affın AİHM içtihatları bağlamında AİHS m. 3 ile uygun salıverilme umudu olarak değerlendirilemeyeceğini, Vinter v. Birleşik Krallık Kararına atfen cezanın gözden geçirilmesine dair herhangi bir usuli düzenlemenin yokluğunda AİHS m. 3 ihlalinin cezaya hükmedilmesi anında vuku bulacağını ve Öcalan 2 v. Türkiye kararındaki tespitlerden anılan başvuruda ayrılmak için herhangi bir özel durum olmadığını belirterek AİHS m. 3 ihlali kararı vermiştir.

Gurban v. Türkiye kararında; başvurucu Emin Gurban da PKK terör örgütü üyesi olup 765 sayılı TCK’nın 125. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olmuştur. AİHM İkinci Daire, Öcalan 2 v. Türkiye ve Kaytan v. Türkiye kararlarında müebbet hapis cezasının infazı bakımından Türk Hukuku’nun AİHS m. 3 gereklerini karşılamadığını, bu başvuru özelinde anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren özel bir koşulun bulunmadığını belirterek AİHS m. 3 ihlaline karar vermiştir. Yine bu davada da AİHM İkinci Bölüm; AİHS m. 3 ihlali tespitinin, başvurucunun yakın zamanda salıverilmesine dair umut ortaya çıkarmayacağını da ayrıca vurgulamıştır.

AİHM’in umut hakkı bağlamında Türkiye’ye ilişkin tesis ettiği en güncel karar olarak ise karşımıza Boltan v. Türkiye kararı çıkmaktadır. Başvurucu Civan Boltan da PKK terör örgütü üyesi olup 2012 yılında bir silahlı çatışma esnasında askerlerin üzerine atmak istediği sırada bombanın elinde patlaması sonucu yaralanmıştır. PKK terör örgütü üyesi 2014 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olmuş ve aynı yıl cezası kesinleşmiştir. Başvurucu, 2016 yılında AİHM’e başvurmuştur. Bu kararda AİHM, Türkiye’nin AYM Bireysel Başvuru Yoluna gidilmemiş olması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmadığını ayrıca belirtmiştir. AİHM İkinci Daire, Türkiye aleyhine hükmedilen önceki kararlara atfen müebbet hapis cezasının infazı bakımından Türk Hukuku’nun AİHS m. 3 gereklerini karşılamadığını, bu başvuru özelinde anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren özel bir koşulun bulunmadığını belirterek AİHS m. 3 ihlaline karar vermiştir.

Sonuç Olarak

Çağdaş bir infaz sisteminde mahkûmun ıslahı ve topluma kazandırılması, artık vazgeçilmez bir amaç olarak görülmektedir. Koşullu salıverilme, bu amaç çerçevesinde bir infaz kurumu olarak failin normal bir hayata geçişini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bu süreçte onun topluma kazandırılması amacına hizmet etmektedir. Bu nedenle kurumla ilgili düzenleme yapılırken; işlenen suçun niteliği, hükmolunan ceza, tekerrür hali veya infaz kurumunda almış olduğu disiplin cezası gibi hususlardan yola çıkarak yasaklama getirmek yerine; özel önlemenin prensiplerinden hareket edilmelidir. Yukarıda açıklanan hususular ışığında ülkeler mevzuatlarında müebbet hapis cezası bakımından hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkına yönelik olarak gerekli düzenlemeleri yapmaları gerekmektedir.

Bu makaleye şu şekilde atıf yapılması önerilir: Gökmen Altıntaş, “İnsan Hakları Açısından Umut Hakkı”, hukukcukafasi.com/insan-haklari-acisindan-umut-hakki, (Erişim Tarihi: … ).

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:


Aksoy Retornaz E. Eylem, “Hükümlünün Salıverilmeyi Umut Etme Hakkı”, Güncel Hukuk Dergisi, Mayıs 2014, 5-125.

AİHM İkinci Daire: Öcalan v. Türkiye Kararı (2), Başvuru Numarası: 24069/03, 197/04, 6201/06, 10464/07, T:18.03.2014,

Artuk Mehmet Emin/Gökçen Ahmet/Yenidünya A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, İstanbul 2016.

Dikmen Pınar, “Umut Hakkı” Kapsamında Güncel Gelişmeler”, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 1, S. 1, Haziran 2015. Horton K. C., “Life Imprisonment and Pardons in the German Federal Republic”, International and Comparative Law Quarterly, C. 29, S. 2-3, Y. 1980.

Günebakan, Mustafa: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Umut Hakkı, T.C. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2018.(Umut Hakkı).

İHAM, Vinter / Birleşik Krallık, no 66069/09, 130/10 ve 3896/10, 9 Temmuz 2013.

Taşkın Ozan Ercan, “AİHM Kararları Işığında Müebbet Hapis Cezasının Bugünü ve Geleceği”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 123, Y. 2015.

The following two tabs change content below.

Gökmen Altıntaş

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi. Okumaya, yazmaya; yaşamaya ve yaşatmaya çalışan bir insan.

Gökmen Altıntaş (Tümünü gör)

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. 13 Ağustos 2020

    […] İnsan Hakları Açısından Umut Hakkı […]

  2. 14 Eylül 2020

    […] İnsan Hakları Açısından Umut Hakkı […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir