Ceza Davalarında Verilen Karar Çeşitleri, Sanığa Etkisi

ceza davalarında verilen kararlar ve anlamları

Ceza yargılamasında temel olarak iki evre söz konusudur. Bunlar; soruşturma evresi ile kovuşturma evresidir. Duruşma ise; mahkemece iddianamenin kabul edilmesiyle başlayan kovuşturma aşamasında, tarafların dinlenilip delillerin toplandığı ve değerlendirildiği oturumdur. Duruşma sonunda da toplanan deliller ışığında sanık hakkında cezalandırılmasına veyahut da cezalandırılmamasına yönelik nihai karar olan hüküm verilmektedir. Bazen de uyuşmazlığın esasına hiç girilmeden dava şartlarının oluşmaması sebebiyle usule yönelik kararlar verilmektedir. Usule ve esasa yönelik kararlar başlık hâlinde şu şekilde sıralanabilir:

  • Usule yönelik kararlar

Görevsizlik Kararı

Yetkisizlik Kararı

Dosyaların Birleştirilmesi Kararı

Dosyaların Ayrılması Kararı

Davanın Nakli Kararı

Davanın Reddi Kararı

Durma Kararı

  • Esasa yönelik kararlar

Mahkûmiyet Kararı

Güvenlik Tedbiri Kararı

Beraat Kararı

Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı

Davanın Düşmesi Kararı

Bu yazımızda, çoğu kişi tarafından sıkça karıştırılan ve içerik olarak da birbirine benzeyen yukarıda başlık hâlinde saydığımız karar çeşitlerinin kısaca ne anlama geldiği ve bu kararların sanığa etkisi üzerinde durulacaktır.

Usule İlişkin Kararlar

Usule ilişkin olarak karar verilmesi, yargılama engellerinin olması sebebiyle uyuşmazlığın içeriğine bakılmadan sadece şeklen değerlendirilip karar verilmesi anlamına gelmektir. Zira bilindiği üzere usul esasa mukaddemdir yani ondan üstündür.

a. Görevsizlik Kararı

Görev, uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceği hususuyla ilgilidir. Örneğin; TCK m.148’de düzenlenen yağma suçu, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12. maddesine göre ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtur. Buna rağmen asliye ceza mahkemesinde yargılama yapılmaktaysa kamu düzeninden olan görev kurallarına aykırılık söz konusu olmakta ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 4.maddesi gereğince davaya bakan mahkeme tarafından görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. Buradaki görevsizlik kararı ise hüküm niteliğinde olmayacaktır zira uyuşmazlığa, başka bir adli yargı kolundaki mahkeme tarafından bakılmaya devam edilecektir. Eğer ki; dava, idari yargı koluna dâhil bir mahkeme tarafından görülmesi gerekirken adli yargıya dâhil bir mahkemece görülmekte ve bu sebeple görevsizlik kararı verilmekte ise bu karar, hüküm niteliğini taşımaktadır.

Taraflar da mahkemenin görevsizliğini ileri sürebilmektedir. Buna karşın dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için hukuk davalarındaki uygulamanın aksine, sanığın herhangi bir talepte bulunması gerekmemekte; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5.maddesinin 1.fıkrası dolayısı ile dosya, görevli mahkemeye davaya bakılan mahkemece re’sen gönderilmektedir.

b. Yetkisizlik Kararı

Yetki ise uyuşmazlığın hangi yer mahkemesinde görüleceğine ilişkindir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesinde genel yetki kuralı düzenlenirken devamındaki maddelerde özel yetki kuralları düzenlenmiştir. Buna göre mesela; failin yağma suçunu işlediği yer belli olmamakla beraber fail Ankara’da yakalanmıştır. Bu sebeple davanın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerekirken failin yerleşim yeri olan Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi, CMK m.13/1’e göre mahkemenin yetkisizlik kararı vermesi gereken bir durumdur.

Yetki kuralları, kamu düzeninden olmadığı için yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülemeyeceği gibi mahkeme de bu iddiaya ilişkin kararı ancak; ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusundan önce, bölge adliye mahkemelerinde duruşmasız işlerde incelemenin hemen başlangıcında, duruşmalı işlerde ise inceleme raporu okunmadan önce verebilir. Bu aşamalardan sonra mahkemeler dahi bu hususta re’sen karar veremeyeceklerdir.

c. Birleştirme Kararı

Davaların birleştirilmesi, usul ekonomisi ilkesinin gereği olarak, birbiriyle bağlantısı olan birden çok davanın birleştirilip tek bir dosya üzerinden görülmesini ifade etmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8.maddesine göre bağlantı;

-Bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması veya bir suçta ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunması,

-Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiillerinin işlenmesi hâllerinde var sayılmaktadır.

Örneğin; fail, hırsızlık suçunu işlemiş ve ardından yakalanmamak için delilleri yok etmişse bu iki suç arasında bağlantı vardır ve davaların ayrı ayrı görülmesi usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmadığından birleştirme kararı verilmektedir.

Kovuşturma evresinin her aşamasında mahkeme tarafından birleştirme kararı verilebilir. Eğer ki; bağlantılı suçlardan her biri, değişik mahkemelerin görev alanına giriyor ise davalar, diğerinden yüksek konumda olan görevli mahkeme üzerinde birleştirilir. Birleştirme kararının sonuçlarını doğurabilmesi için sanığın talebine ihtiyaç duyulmamaktadır.

Birleştirme kararı ile yargılama sona ermediğinden verilen karar, hüküm niteliğinde değildir. Tek bir dosya üzerinden sanık hakkında yargılama yapılmaya devam edilecektir.

d. Ayırma Kararı

Davaların ayrılması kararı, yargılamanın daha sağlıklı yürütülebilmesi adına birlikte açılmış veya sonradan birleştirme kararı verilmiş davaların, birbirinden ayrı olarak görülmesi için verilen bir karardır. Ayırma kararı verilmesi gereken hâller ile bu kararın sonuçları, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 10. maddesi gereğince birleştirme kararının hâl ve sonuçları ile paralellik göstermektedir. 

e. Davanın Nakli Kararı

Davanın nakli, yetki kurallarının istisnası oluşturmaktadır zira kural olarak davaya yetkili mahkemede bakılması gerekirken yetkili hâkim veya mahkemenin hukuki veya fiili sebeplerle görevini yerine getirememesi söz konusu olmakta ve dava, görülmek üzere aynı derecedeki başka bir mahkemeye sevk edilmektedir. Dolayısı ile bu karar da hüküm niteliğinde değildir zira bu karar ile yargılamaya son verilmemekte ve başka mahkeme tarafından davaya bakılmaya devam edilmektedir.

Örneğin; Yargıtay 5.Ceza Dairesi’nin 20.01.2020 tarihli, 2020/546 Esas ve 2020/418 Karar sayılı kararında; Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bir davanın, bölge itibarı ile tarafların aşiret kültürü içerisinde oldukları ve meydana gelebilecek muhtemel olayların il geneline yayılıp, kamu güvenliği açısından tehlike oluşturabileceğinden, davanın Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledilmesine karar verilmiştir.  

f. Davanın Reddi Kararı

Ret kararı, non bis in idem (aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz) ilkesi gereğince verilen bir karar çeşididir. Bu durum sadece ceza mahkemelerinde açılmış birden çok dava için söz konusudur. Mesela aynı fiil sebebiyle kişi hakkında hem özel hukuk davası, hem idari dava hem de ceza davası görülmekteyse burada davanın reddi kararı verilemez. Dolayısı ile davanın reddi kararı verilebilmesi için şu şartlar gerçekleşmiş olmalıdır:

  • Birden fazla dava açılmış olmalı veyahut da sanık hakkında o fiilden ötürü daha önceden yargılama yapılmış ve hakkında hüküm verilmiş olmalı,
  • Bu davalar aynı fiil nedeniyle açılmış olmalı,
  • Aynı fiil sebebiyle açılmış olan birden fazla davanın sanığı aynı kişi olmalı,
  • Aynı fiil sebebiyle aynı sanık hakkında açılmış olan birden fazla dava, ceza mahkemelerinde açılmış olmalıdır.

Ret kararı, usule yönelik olup da hüküm niteliğini taşıyan karar çeşitlerinden birisidir. Zira; bu karar verildiği anda uyuşmazlık nihai olarak sonlandırılmaktadır.

g. Durma Kararı

Durma kararı, soruşturma veya kovuşturmanın yapılmasının şarta bağlandığı hâllerde, şartın henüz gerçekleşmediğinin anlaşılmasıyla birlikte şartın gerçekleşmesini beklemek üzere verilen karar çeşididir.

Örneğin; TCK m.299/3 gereğince cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı kovuşturma yapılabilmesi için Adalet Bakanının izni gerekmektedir. Eğer ki izin alınmadan fail hakkında kovuşturma yapılır ve bu durum da fark edilirse, gerekli izin alınana kadar dava duracak ve şart gerçekleştiği anda hiçbir şey olmamışçasına davaya devam edilecektir. Eğer ki şart gerçekleşmezse bu durumda ceza muhakemesi engeli ortaya çıkacak ve dava düşürülecektir.

Esasa İlişkin Kararlar

Esasa ilişkin karar; davanın şekil olarak eksiklik barındırmaması üzerine içerik kısmının incelenip karara bağlanması demektir. Kısacası davada kimin haklı kimin haksız olduğu esas incelemesi ile birlikte anlaşılmaktadır.

a. Mahkûmiyet Kararı

Mahkûmiyet kararı, dava konusu suçun, failin işlediği hususunda şüpheye mahal vermeyecek şekilde sabit olunması hâllerinde, sanığın bir şeyi yapması ya da yapmamasının hükme bağlandığı bir karar çeşididir. En ufak bir şüphenin varlığında dahi şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyecektir.

Mahkûmiyet kararı, içerisinde cezayı barındırır. Türk Ceza Kanunu m. 45’e göre iki tür ceza vardır: hapis cezası ve adli para cezası. Hapis cezaları ise; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve süreli hapis cezasından oluşmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 325.maddesine göre; bu cezalardan birisine mahkûm edilen hükümlü, bütün yargılama giderlerini ödemekle yükümlüdür. Yargılama giderlerine dâhil olan vekâlet ücretinin miktarının ne olduğu ise, 30996 Sayılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenmiştir.

a.1. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

Hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kararı verilen sanık, kanun ve Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilen sıkı güvenlik rejimlerine tabi olarak hayatının tamamını infaz kurumunda geçirecektir. Ancak cezasının 30 yılını cezaevinde iyi hâlli olarak çektikten sonra, geri kalan kısmını dışarıda denetim altında tutulmak koşulu ile geçirebilmesine imkân tanıyan koşullu salıverilme diğer adıyla şartlı tahliye kurumundan faydalanabilecektir.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren fiiller, Türk Ceza Kanunu’nda toplu hâlde sayılmamış, ilgili maddelerinde özel olarak belirtilmiştir. Örneğin kasten öldürme suçunun, nitelikli hâllerinden biri ile işlenmesi durumunda kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmektedir (TCK m.82). Bu cezanın nasıl uygulanacağı ile ilgili birtakım ilkeler, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 25. maddesinde ifade edilmiştir. Mesela; hükümlü tek kişilik odada barındırılacak ve günde sadece bir saat açık havaya çıkma ve spor yapma hakkı tanınacaktır. 

Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise; ömür boyu hapse mahkûm edilen kişinin, cezasının infazında daha sıkı tedbirlerin uygulanacağı bir ceza türüdür. Mesela kişi, hücrede daha fazla kalacak, açık havaya çıkma ya da spor yapma hakkı daha fazla kısıtlanacaktır. Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilen hükümlünün, koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda iyi hâlli olarak geçirmesi gereken süre ise 36 yıl olacaktır. (CvGTİHK m.107/3-a)

a.2. Müebbet hapis cezası

Müebbet hapis cezası kararı, hükümlünün hayatı boyunca cezasını infaz kurumunda çekecek olduğu, ancak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında olduğu gibi cezasının infazında sıkı güvenlik tedbirlerinin uygulanmayacağı bir karar çeşididir. Bu karara hükmedilen kişi, yine iyi halli olarak geçireceği 24 yılın sonunda, şartlı tahliye hükümlerinden faydalanıp cezaevinden çıkabilecektir.  

a.3. Süreli hapis cezası

Süreli hapis cezası, TCK m. 49 gereğince kanunda aksi belirtilmediği müddetçe 1 aydan az ve 20 yıldan fazla olamaz. Kısa süreli hapis cezası ise; 1 yıldan fazla olamaz. Bu karar verildiği anda hükümlü, sadece kararda belirtilen süre dâhilinde infaz kurumunda kalacak ve sürenin sona ermesiyle cezaevinden çıkabilecektir. Ancak genel olarak kişiler, sürelerinin tamamı dolmadan infaz kurumundan ayrılabilmektedirler. Bu duruma imkân tanıyan ceza hukuku kurumları; koşullu salıverilme hükümleri ile TCK m. 50’de düzenlenen kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlardır. Fakat belirtmek gerekir ki TCK m. 50’de düzenlenen seçenek yaptırımlar, sadece kısa süreli hapis cezalarında söz konusu olmaktadırlar. Bu seçenek yaptırımlardan birkaçına; hapis cezasının, suçlunun kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık dikkate alınarak adli para cezasına çevrilmesini ya da en az 2 yıl süre ile suçlunun bir meslek veya sanat edinmeyi sağlaması amacıyla bir eğitim kurumunda çalışmasının sağlanmasını örnek verebiliriz. Ayrıca dikkat etmek gerekir ki; suç tanımında hapis cezası ile adli para cezası seçenek olarak öngörülmüş olmasına rağmen kişi hakkında hapis cezası kararı verildiyse bu ceza artık sonradan adli para cezasına çevrilemeyecektir.

Değinilmesi gereken diğer bir husus da TCK m. 51’de düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi kurumudur. Hapis cezasının ertelenmesinin, yazının devamında değineceğimiz hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile benzer yönleri mevcuttur. Hapis cezasının ertelenmesi kararı, ancak işlediği suçtan dolayı 2 yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm edilen suçlular bakımından geçerlidir. (Eğer fail, suçu işlediği sırada 18 yaşından küçük veya 65 yaşından büyükse bu sürenin üst sınırı 3 yıl olacaktır.) Üstelik erteleme kararının verilebilmesi için; sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı 3 aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve mahkemede, sanığın işlediği suçtan ötürü pişmanlık duyduğu kanaati oluşması gerekmektedir.

Cezası ertelenen hükümlü hakkında 1 yıldan az ve 3 yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Hükümlünün, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi veya da kendisine yüklenen yükümlülüklere uymaması hâlinde, ertelenen hapis cezasını kısmen veya tamamen cezaevinde çektirilmesine karar verilebilir. Eğer ki aksi gerçekleşir ve hükümlü, denetim süresini yükümlülüklerine uygun şekilde gerçekleştirirse cezası infaz edilmiş sayılır.

Kasten işlenen suçlarda 1 yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkûm olan kişi, devlet kurumlarında memur olamayacağı gibi mevcut memuriyet statüsünü de kaybedecektir. (657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48/5)

a.4. Adli para cezası

Adli para cezası da TCK m.45’de düzenlenen cezalardan birisidir ve mahkûmiyet kararına dâhildir. Yeni Türk Ceza Kanunu, adli para cezasını belirlerken Eski Türk Ceza Kanunu’nun aksine gün para cezası sistemini benimsemiştir. Buna göre; öncelikle gün belirlenmekte ve ardından bir gün karşılığında ödenmesi gereken miktar belirlenip bu ikisinin çarpılmasıyla verilecek olan ceza miktarı hesaplanmaktadır. Mesela; TCK m.188/1’e göre uyuşturucu maddelerin ruhsatsız olarak imal ve ticaretinde kişiye, hapis cezasının yanında bir de ikibin günden yirmibin güne kadar adli para cezası verilecektir. Hâkimin burada somut olayın koşullarına göre ikibin gün belirlediğini varsayalım. TCK m.52/2’ye göre; bir gün karşılığı ödenmesi gereken miktar ise, 20 Türk Lirası ile 100 Türk Lirası arasında olabilecektir. Hâkimin 20 Türk Lirası belirlediğini varsayarsak hükümlü, 40.000 TL adli para cezasına mahkûm edilecektir.

Adli para cezası, peşin ödenebileceği gibi taksitler hâlinde de ödenebilecektir ancak taksit süresi 2 yılı geçemeyecek ve taksit miktarı dörtten az olamayacaktır. Adli para cezasına mahkûm edilen kişinin sabıka kaydına bu durum kaydedilmektedir. Ceza tamamen ödendiğinde ise infaz edilmiş sayılır ve hükümlü hakkındaki adli sicil kaydı silinir.

Dikkat edilmelidir ki; kısa süreli hapis cezasının, seçenek yaptırım olarak adli para cezasına çevrilmesi, bir ceza türü olan adli para cezasından farklıdır.

adli sicil kaydı örneği

b. Güvenlik Tedbiri Kararı

Güvenlik tedbirleri, suçu işleyen kişi hakkında, gösterdiği tehlikelilik durumu göz önünde bulundurularak uygulanan, koruma ya da iyileştirme amacına yönelik olan yaptırımlardır. Bu tedbirler, CMK m.223/6’ya göre ceza yerine verilebileceği gibi, cezanın yanında da verilebilecektir. Ceza verilebilmesi için kişinin kusur yeteneğinin olması aranırken güvenlik tedbiri verilebilmesi için bu durum aranmaz. Mesela akıl hastası olan bir kişiye, kusur yeteneği olmadığından ötürü hapis cezası veyahut da adli para cezası verilemeyecek, bunun yerine bir güvenlik tedbiri olarak kişi, akıl hastanesine sevk edilecektir.

Güvenlik tedbirlerinin nelerden oluştuğu TCK m.53 ve devamında düzenlenmiştir. Bunlar başlık hâlinde:

– Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma (m.53)

– Eşya müsaderesi (m.54)

– Kazanç müsaderesi (m.55)

– Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (m.56)

– Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (m.57)

– Özel tehlikeli suçlulara özgü güvenlik tedbirleri (m.58)

– Sınır dışı edilme (m.59)

– Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleridir (m.60).

Örneğin; trafik kurallarına uymayarak bir kişinin ölümüne taksirle sebep olan kişi hakkında, hapis cezasının yanında belirli haklardan yoksun bırakma güvenlik tedbiri olarak ehliyetine el konulması kararı verilebilecektir. Ya da silahı ile kasten yaralama suçunu işleyen kimseye, hapis cezasının yanında eşya müsaderesi güvenlik tedbiri olarak, silahına el konulup mülkiyetinin kamuya geçirilmesi kararı verilebilecektir.

Güvenlik tedbirlerine hükmedilen kişinin sabıka kaydında bu durum gösterilecektir. 5352 Sayılı Adli Sicil Kanunu m.9’a göre güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması ile birlikte Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce bu kayıt silinecek ve adli sicil arşiv kaydına alınacaktır.

Güvenlik tedbirlerinden birine dahi mahkûm edilen hükümlünün, CMK m. 325 gereğince bütün yargılama giderlerini ödemesi gerekmektedir.

c. Beraat Kararı

Beraat kararı, ceza yargılaması sonunda, sanık hakkındaki suçlamaların şüpheye yer vermeyecek şekilde kesinleştirilememesi üzerine açılmış olan ceza davasının sonlandırılıp sanığın aklandığı bir hüküm türüdür. Zira kişinin suçu işlediği hakkında şüphe bulunuyorsa şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyecektir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinin 2.fıkrasına göre beraat kararı verilmesi gereken hâller şunlardır:

-Yüklenen fiil, kanunda suç olarak tanımlanmamışsa,

-Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediği sabitse,

-Yüklenen suç açısından failin kast veya taksiri bulunmuyorsa,

-Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeni bulunuyorsa,

-Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit değilse beraat kararı verilir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinin 9. fıkrasında derhal beraat kararı ifade edilmiştir. Yargıtay’a göre; beraat kararı ile derhal beraat kararı birbirinden farklı kavramlardır. Derhal beraat kararı, delil değerlendirmesi yapmaya ve yargılamaya daha fazla devam etmeye gerek kalmayacak şekilde sanığın derhal aklanması adına, yargılamanın başında, ortasında veya sonunda verilebilecek bir karar türüdür. Bu kararın verilebileceği hâllere; iddianamede şüpheli olarak ifade edilen kişinin aslında şüpheli olmaması, işlenen fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenlemeyle suç olmaktan çıkarılması hâlleri örnek verilebilir. Bunların mevcut olması durumunda, koşullar oluşsa dahi durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Zira sanığın en çok lehine olan karar türü, beraat kararıdır.

Sanık hakkında beraat kararı verildiğinde, bu karar verilinceye dek hakkında gözaltı, tutuklama, haksız arama, elkoyma gibi koruma tedbirleri uygulanmış ise kişi -CMK m.141’deki şartları da sağlaması koşuluyla- bunlardan dolayı uğramış olduğu zararları, Anayasa’nın 40.maddesiyle de koruma altına alınmış olan devlet aleyhine tazminat davası açarak karşılayabilecektir. Bu hakka sahip olduğu, hüküm açıklanırken sanığa bildirilir. (CMK m.231/3)

Beraat kararına mahkûm edilen sanık, CMK m.327 gereğince sadece kendi kusurundan dolayı oluşan yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olacak, önceden ödemek zorunda kalmış olduğu giderler ise, devlet hazinesi tarafından üstlenilecektir.

ç. Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı

Ceza verilmesine yer olmadığı kararı, aslında suç işlediği için hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gereken sanığa, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 3. ve 4. fıkrasında ele alınan nedenlerin varlığı sebebiyle cezalandırılmaması adına verilen bir karar türüdür. Burada dikkat edilmesi gereken husus, fiilin hâlâ suç niteliğini taşıması, ancak failin cezalandırılmasına gerek görülmemiş olmasıdır.

Bu kararın verilebilmesi için sanık hakkında;

-Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hâli ya da geçici nedenlerin bulunması,

-Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hâli ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,

-Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,

-Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi,

-Etkin pişmanlık,

-Şahsî cezasızlık sebebinin varlığı,

-Karşılıklı hakaret,

-İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı hâllerinden en az birinin mevcut olması gerekmektedir.

5352 Sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 4. ve 6. maddesinde sicile kaydedilecek bilgiler sıralanmıştır. Ceza verilmesine yer olmadığı kararı, bu maddelerden birinde bile anılmadığı için sanığın siciline işlemeyecektir.

Hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen sanığın, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 327. maddesi gereğince beraat kararında olduğu gibi, sadece kendi kusurundan doğan yargılama giderlerini ödemesi gerekmektedir. Önceden ödemek zorunda kaldığı giderler ise, Devlet Hazinesi’nden karşılanacaktır.

d. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yukarıda açıkladığımız hapis cezasının ertelenmesi kurumu ile benzer yönlere sahiptir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası veya da adli para cezası hükmünün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmaması anlamına gelmektedir. Bu kararın verilmesi ile birlikte sanık, mahkemece 5 yıllık denetim süresine tabi tutulacak ve bu süre zarfında yeni bir suç işlemez, denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranırsa hakkındaki hüküm açıklanmayacak ve davanın düşmesi kararı verilecektir. Yani sanık hakkında sanki daha önce hiç dava açılmamış sayılacaktır. Ancak aksi olur ve sanık, denetim süresi içerisinde bu yükümlülüklere aykırı davranırsa mahkeme, hükmü açıklayacak ve sanık, kararda belirtilen cezaya mahkûm olacaktır. Bu durum da sabıka kaydına işlenecektir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6. maddesinde sayılan şu koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir:

– Sanık, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûm edilmemiş olmalıdır,

– Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri, duruşmadaki tutum ve davranışları dikkate alınarak pişman oluğuna dair bir kanaate varılmış olunmalıdır,

– Suçun işlenmesiyle meydana gelen zarar, sanık tarafından aynen iade, önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmelidir. Eğer ki sanık bu şartları kabul etmezse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyecektir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 6

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5352 Sayılı Adli Sicil Kanunu m.6’ya göre; ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi hâlinde verilmek üzere adli sicil kaydına kaydedilir. Normal bir adli sicil kaydı belgesi alındığında bu karara dair bir bilgi görünmemektedir.    

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına mahkûm edilen sanık, davaya ait bütün yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olacaktır (CMK m.325/2).

e. Düşme Kararı

Davanın düşmesi, sanık bakımından o davanın hiç açılmamış sayılması anlamına gelmektedir. Ancak bu karar, sanığın suçsuzluğunun kesinleşmiş olmasından ötürü verilmemekte, sadece birtakım koşulların gerçekleşmesinden ötürü verilmektedir.

Düşme kararı verilebilecek hâller;

-Sanığın veya hükümlünün ölümü (TCK m.64),

-Genel af (TCK m.65),

-Dava zamanaşımı süresinin dolması (TCK m.66),

-Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda şikâyetin geri çekilmesi (TCK m.73),

-Önödemenin mümkün olduğu durumlarda failin önödemede bulunması (TCK m.75),

-Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanığın, denetim süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranması (CMK m.231/10),

-Savcılık ve mahkeme tarafından yapılan uzlaştırma (CMK m.253-255).

Dikkat edilmelidir ki, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; şartın gerçekleşmesini beklemek üzere düşme kararı değil, durma kararı verilirdi (CMK m.223/8). Örneğin; görevi kötüye kullanma suçunu işleyen bir devlet memuru hakkında soruşturma yapılabilmesi için yetkili amirinden izin alınması gerekmektedir. Bu ceza muhakemesi şartıdır. İşte burada ilgili makamdan izin alınana kadar düşme kararı değil durma kararı verilmesi gerekmektedir.

Düşme kararı sonunda hükmedilecek yargılama giderlerinin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324 ve devamındaki maddelerde açıkça hüküm altına alınmamış olmasından ve dolayısı ile maddenin mefhum-u muhalifinden, devlet hazinesi tarafından karşılanacağı söylenebilecektir.

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:

Bu makaleye şu şekilde atıf yapılması önerilir: Betül ULUCAN (2020). Ceza Davalarında Verilen Karar Çeşitleri ve Sanığa Etkisi, hukukcukafasi.com/ceza-davalarinda-verilen-karar-cesitleri-ve-saniga-etkisi, (Erişim Tarihi: … )


  • ÖZBEK, DOĞAN, BACAKSIZ (2019) Ceza Muhakemesi Hukuku
  • YENİSEY, NUHOĞLU (2019) Ceza Muhakemesi Hukuku
  • DENİZ, İsmail. (2014) Ceza Muhakemesinde Hüküm: (Türleri – Oluşturma Şekilleri – Şartları)
  • ŞENSES, Erkan. (2013) Ceza Muhakemesi Hukukunda Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı, TBB Dergisi, 397-398
  • barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/adli-sicil-kaydinin-silinmesi-dilekce-ornegi.html
  • hukukihaber.net/dusme-kararinda-yargilama-giderleri-saniga-yuklenebilir-mi-makale,7426.html
  • metinpolat.av.tr/ceza-verilmesine-yer-olmadigi-karari-nedir.html
  • adaletmedya.net/derhal-beraat-karari-verilmesini-gerektiren-hallerin-hukuki-sonuclari/
  • hukukihaber.net/agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasinin-infazi-makale,6945.html
  • barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/hapis-cezasinin-ertelenmesi.html
The following two tabs change content below.

Betül Ulucan

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi, hayvansever.

Benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir