Direnme Hakkı ve Sivil İtaatsizlik

sivil itaatsizlik ve direnme hakkı nedir

İnsan doğada var olduğundan beri adaletsizliklerle, zulümlerle, baskılarla karşılaşmış fakat bunlara boyun eğmeyip karşı durmuştur. İnsan tabiatında var olan bu direnme hakkını ne zaman ve ne şartlarda kullanabilir? Direnmenin bir biçimi olan pasif direnmenin model olduğu sivil itaatsizlik nedir? Bu yazımızda direnme hakkında bulunması gereken unsurlardan, farklı direnme biçimlerinden, sivil itaatsizlik ve sivil itaatsizliğin gerçekleşebilmesi için gerekli unsurlardan bahsedeceğiz.

Direnme Hakkı Nedir?

Direnmenin kelime anlamına baktığımızda; herhangi bir durum yahut olaya karşı olma, inat etme şeklinde ifade edilmektedir. İnsanın doğasında var olan direnme, tepkisel bir davranış biçimi olarak nitelendirilmektedir. Peki hukuki açıdan inceleyecek olursak, direnmenin bir hak olabilmesi için hangi unsurlara sahip olması gerekir? Bir durumun hukuk açısından hak olarak nitelendirilebilmesi için, onun hukuken korunması gerekmektedir. Hukukumuzda meşru müdafaa ve saldırıya karşın direnme bir hak olarak nitelendirilmiştir. Lakin siyasi iktidara karşı direnmek acaba bir hak mıdır?

Bazı yazarlar direnme hakkını iktidar eğer anayasa ve hukuka aykırı tutumlar sergiliyor, meşruluğunu yitiriyor ve hukuk devletinin yerine baskıcı bir rejim kurmaya çalışıyorsa vatandaşlara başkaldırma hakkı olan direnme hakkının doğduğunu savunmaktadır. Lakin bu tanım akıllara şu soruyu da beraberinde getirmektedir: Yazılı anayasası olmayan yahut anayasal sisteme dayanmayan devletlerde direnme hakkı mevcut değil midir? Elbette ki mevcuttur. Direnme hakkı için şu tanım daha uygun olacaktır: Hukukun dışına çıkarak veya hukuk dışı yollarla iktidara geçip hukuksuzluğunu devam ettiren ve bu suretle meşruiyetini kaybeden, gücünü baskı ve zulüm vasıtası haline getirmiş bir siyasal iktidara karşı hukuka itaati sağlamak, zulüm ve baskıdan kurtulmak amacıyla son çare olarak giriştiği toplumsal kabul gören bir aktif bir direnme (Taşkın,2004).

Direnme hakkından bahseden ilk düşünür,  hukuk devletinin ve anayasal demokrasinin savunucularından biri olan John Locke’dur. Locke, insanların rızası ya da sözleşmeleri dışında kurulmuş olan yönetimlerin meşru olmayacağını savunmaktadır. Bu sebeple de iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılan darbe girişimleri de meşru olmayacaktır. Lakin hukuk ortadan kalktığı, iktidar gücünü keyfi bir biçimde kullandığı, hakların çiğnendiği takdirde kişilere düşen direnip karşı çıkmaktır. Bundan mütevellit meşru olmayan yönetime, kişilere ya da uyguladıkları şiddete karşı da kişilerin direnme hakları bulunmaktadır. Direnme hakkı bir nevi meşru müdafaa halidir.

Locke, hukukun ölüleri hayata döndüremeyeceğini ve bu yüzden de doğal hukukun yaşam devam ederken insanlara direnme hakkını verdiğini düşünmektedir. Direnme hakkı aslında Locke’un da bahsettiği gibi doğal hukuka dayanmaktadır. Doğal hukuk; insanların doğuştan birtakım haklara sahip olduğunu, bunların hiç kimse tarafından bahşedilmediği düşüncesine dayanır.  Adalet, eşitlik, özgürlük, kardeşlik hamurunda yoğurulan bu haklar vazgeçilemeyen ve devredilemeyen temel hak ve hürriyetler olarak karşımıza çıkarlar. Bu haklar zamana ve mekana tabi olmaksızın her zaman var olmuşlardır ve olacaklardır.

Direnme hakkı kullanılırken yapılan eylemde bir hukuk kuralı ihlali söz konusu değildir. Devletin yasaları ve uygulamaları evrensel hukuk kuralları ile çelişiyorsa, meşru bir hal olmaktan uzaklaşıyorsa, vatandaşlar şiddete başvurmaksızın bu meşru olmayan uygulamalara boyun eğmeme, direnme hakkına sahiptirler. Direnme hakkının unsurları ise şu şekildedir:

Hukukun Dışında Olan Siyasal İktidarın Varlığı

Bir toplumda siyasal sistemi belirleyen, siyasal iktidarın yapısı ve bu siyasal iktidarın nasıl kullanıldığıdır. Siyasal sistem sadece iki durumda hukuk dışında olmaktadır. Eğer iktidar hukuk dışı yollarla elde edilmiş ve hukuk dışı yöntemle bu iktidar sürdürülüyorsa veya iktidar meşru yollarla ele geçirilmiş lakin zaman içinde hukuk dışına çıkmış bir iktidar söz konusuysa, siyasal sistemin hukukun dışında olmasından söz edilir.

Hukukun amacı; toplumun ve bireylerin güvenliğini, iyiliğini ve mutluluğunu gerçekleştirmek, adalet, eşitlik ve hürriyeti sağlayıp devam ettirmektir (Güriz, 2003, 61). Eğer hukuksuzluk baskı ve zulme varacak boyuta ulaşmışsa işte tam da burada direnme hakkı doğmaktadır. Zira şuana kadar var olan toplumlardan hiçbiri zulümle, adaletsizlikle ve tahakkümle yönetilmeye rıza göstermemiştir.

Siyasal İktidarın Meşruiyetini Kaybetmesi

Öncelikle siyasal iktidar kavramı incelenmelidir. Siyasal iktidar, ülkenin ve toplumun bütünü üzerinde etkili olan iktidardır. Siyasal iktidar maddi güç kullanma yetkisine sahiptir. Bunun sebebi toplumda sosyal bir düzenin sağlanabilmesi ve istikrarlı bir şekilde devlet düzeninin sürdürülmesidir. Siyasal topluluklara baktığımızda mutlaka bir siyasal iktidar karşımıza çıkmaktadır. Siyasal iktidar, karar alma, emir verme, verdiği karar ve emirleri zora başvurarak yürütme kuvvetine sahip olan kişi ya da kişilerdir. Bu durum aslında evrensel bir olgudur. Yalnızca kaba kuvvetle yönetmeye çalışan iktidarın uzun süre ayakta kalması imkansız olduğundandır ki iktidarı kullananlar yönetilenleri sadece emretme ve yönetme gücüne değil, ayrıca bu hakka da sahip olduklarına inandırmaya çalışmışlardır. İktidarı kullananlar bu iktidarın elde edilmesinin rastgele şekilde değil de bir hakka dayandığı fikrini halka inandırmaya çalışmışlardır çünkü bu fikrin kabul edilmesi ölçüsünde iktidar meşru olmaktadır.  Var olan meşru bir iktidara itaat de yönetilenlerin bir görevi haline gelir.

Meşruluk kavramına baktığımızda, meşruluk aslında pozitif hukuka uygun olmaktır. Bir nevi yasal olmaktır. Lakin pozitif hukukta mevcut diye işkence uygulayan bir devletin yasal olmasında bir kuşku olmamakla birlikte, meşru olup olmaması tartışma konusudur. Peki siyasal iktidar ne zaman meşruiyetini kaybeder? Devlet, kendi ülkesinde yaşayan vatandaşların haklarını korumak ve güvence altına almakla yükümlüdür. Aksi bir davranış kendi varlık nedenine aykırı olur ve bu da meşruiyetini yitirmesine yol açar.

Hukuka Aykırılığın Zulüm ve Baskı Haline Gelmesi

Hiçbir insanın mutlak bir şekilde adil ve iyi olamaması gibi devletlerin de mutlak bir şekilde adil ve iyi olmaları beklenemez. Bundan mütevellit devletlerin adil ve iyi olmayan fiillerin yahut kararlarının olması kaçınılmazdır.  Bireyler her adil bulmadıkları eylemleri ya da kararlara karşı direnme haklarını kullanmayı öne süremezler. Buradaki direnme hakkının kullanılma ölçüsü, adil olmayan bu eylem ya da kararın zulüm ve baskı derecesine ulaşması, bunların belli bir süre devam etmesi ve artık kişilerin sabrının kalmamasıdır. Lakin bu baskı ve zulmün derecesini net bir şekilde tanımlamak zordur.

Direnme hakkı, her hukuka aykırı davranış karşısında kullanılamaz. Baskının ağırlığı ve sürekli bir biçimde devam etmesi halinde direnme hakkı belirlenir. Baskı, zulüm ve hukuk dışı uygulamalar karşısında,  hukuksal başvuru yollarının kapalı ya da etkisiz olması, tüm yasal yollar denenmesine karşın sonuç alınamaması; toplumda, temel hak ve özgürlüklerin sürekli daraltılması karşısında ortak tepkiyi gösterecek yeterli güvenlik supaplarının (hukuksal güvencelerin) ve etkili hukuksal başvuru yerlerinin bulunmaması ya da bireylerin kendilerini ifade edebilme yollarının yasaklanmış olması, direnme hakkının kullanılmasının haklı nedeni sayılır. (Aliefendioğlu, 2002, 397-398)

Direnme Hakkının Hukukun Üstünlüğü İçin Kullanılması

Direnme hakkı,  hukuk dışına çıkıp baskı ve zulüm uygulayan ve bu baskı ve zulmü sürekli hale getiren iktidarı uzaklaştırmak ya da iktidarı hukuka uygun davranması için zorlamak amacıyla kullanılır. Yani direnme hakkı iktidarı değiştirip yerine yine aynı baskı ve zulüm uygulayan hukuk dışına çıkan bir iktidarı getirmek için kullanılmaz.

Direnme hakkı meşru bir amacı gerçekleştirmek için kullanılabilir diyebiliriz. Bu amaç da siyasal iktidarın, bireylerin ve devletin uyduğu ve itaat ettiği hukuk düzeni varlığının gerçekleşmesidir. Hukukun Türk Dil Kurumu’ndaki tanımına baktığımızda; toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü, tüze yazdığını görmekteyiz. Hukuk kişilere birtakım yükümlülükler yüklemekte ve bunlara uyulmasını istemektedir. Uyulmadığı takdirde de birtakım müeyyideler uygulamaktadır.

Çevremizden gördüğümüz üzere herkes hukuka uygun davranmamaktadır. İşte burada hukuka can veren yaptırım kavramı ortaya çıkmaktadır. Hukuka uygun davranışlar sergilemeyen kişiler hukukun yaptırımına maruz kalır. Peki ya devletler hukuka uygun davranış sergilemezse? Devletler hukuka aykırı fiiller gerçekleştirdiğinde hukuka can veren yaptırım devletlere uygulanmıyorsa yahut uygulansa da etkisiz kalıyorsa, işte bu durum toplumun direnme hakkını kullanmasına zemin hazırlayacaktır. Bireylerin haricinde ve onların üstünde bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç adaletin ve hukukun emirlerini yerine getirmeli ve toplumsal düzeni sağlamalıdır. Eğer bu ihtiyaç siyasal iktidar tarafından karşılanamıyorsa toplum bu ihtiyacı direnme hakkını kullanarak giderecektir. 

Direnme Hakkının Son Çare Olması Ve Ulusça Kullanılması

Yapılan baskı, zulüm ve hukuka aykırı uygulamalar karşısında hukuksal yollara başvurulmuş ve sonuç alınamamışsa ya da bu yollara başvurmak artık etkisiz hale geldiyse, temel hak ve özgürlükler daimi bir şekilde kısıtlanıyorsa ve ortak tepkiyi gösterebilmek amacıyla etkili olabilecek hukuksal başvuru yerleri de ortada yoksa ya da kişilerin kendilerini ifade edebileceği yollar yasaklanmış haldeyse, bu durumlar direnme hakkını kullanabilmenin haklı nedenleridir. Yapılan eylemin direnme hakkına dayanabilmesi için sıradan bir isyandan ayrılan yönleri olmalıdır. 

Bu eylem, sistemli bir hukuk dışılığa ve zulme karşı olmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesi için de yapılan eylem ve yapılan eylemin nedeni arasında bir nedensellik bağı bulunması ve yapılan bu eylemden başka bir yol kalmaması gerekmektedir. Ayrıca uygulanan amaç ve yöntemin tüm toplumca benimsenmiş olması gerekir.

Direnme hakkının son çare olması ve ulusça kullanılmasının örnekleri 1961 ve 1982 Anayasalarınının hazırlanmasında da görülmektedir. 1961 Anayasası’nda iktidarın anayasaya aykırı ve hukuk dışı sergilediği tutum ve davranışlarla meşruluğunu kaybetmesi milletin direnme hakkını kullanmasına zemin hazırlayan haklı bir neden olarak sayılmıştır. 1982 Anayasası’nda ise Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türk ulusunun çağrısıyla 12 Eylül 1980 Harekatı’nı gerçekleştirdiğinden bahsedilmektedir.

Aktif ve Pasif Direnme

Aktif Direnme

Aktif direnme, saldırganca bir tutum sergileyerek karşı koymadır. Bu direnme biçimi pratik olarak incelendiğinde karşımıza isyan ya da ihtilal olarak çıkmaktadır.

Pasif Direnme

Pasif direnme, aktif direnmenin tam tersine şiddet ve saldırganca tutumu reddederek baskıya karşı direnme biçimidir.  Pasif direnme genellikle devlet, koyduğu objektif hukuk kurallarını ihlal ettiği takdirde çıkacaktır. Kişiler her zaman bu emirlere uymak istemezler, kaçınırlar. Devlet kanunun gereğini yapmak için hareket ettiğinde kişilerin karşısına iki seçenek çıkar: ya uymadığı, itiraz ettiği konuyu şikayet etmek ya da eğer ki kanun zorla uygulanırsa bu uygulamayı kabul etmemektir.  Pasif direnme bir anlamda sivil itaatsizliğe kaynaklık edebilecek bir modeldir.

Yetkin, pasif direnmeyi devletin koyduğu kurallara şiddet kullanmaksızın o kurallara uymamak suretiyle sergilenen bir eylemsizlik hareketi olarak tanımlamıştır. Pasif direnme şeklinde bir direnme modelinin başarı kazanabilmesi için toplumun dayanışma içinde hareket etmesinin gerektiğine dikkat çekmiştir.  Yüksek derecede moral ve sabır gerektiren pasif direnme, hedefe varmak için şiddeti kabul etmeyen bir direnme biçimidir.

Sivil İtaatsizlik

Sivil itaatsizlik kavramının tanımını yapmadan önce sivil ve itaatsizlik kavramlarını açıklamak daha doğru olacaktır. Sivil, Latince bir kökene dayanmakla birlikte şehir, devlet, site gibi anlamlara gelmektedir. Ardından bu sözcük birçok dile çevrilmiş ve şehir, şehirli, medeni gibi kavramlara dönüşmüştür. İtaat ise otoritenin buyruklarına boyun eğmektir. İtaatsizlik ise bunun tam tersi olan otoritenin buyruklarına boyun eğmemek, itaat etmemektir.

Sivil itaatsizlik, demokratik sistemlerde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı yasal imkanlar tükendiği zaman başvurulabilecek bir yoldur. Şiddeti reddeden sivil itaatsizlik,  yasadışı ve politik bir edim olmakla birlikte kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede yer alan ortak adalet anlayışını temel almaktadır.

Ciddi haksızlıklar mevcutsa ve bunların giderilmesine engel oluşturan durumlar varsa bu durumda sivil itaatsizliğe başvurulur. Lakin burada önemli olan nokta ciddi haksızlıkların kapsamına nelerin girdiğidir. Rawls, eşit özgürlük ve şans eşitliği ilkelerinin ihlal edilmesi ve uzun bir süre bu şekilde devam edilmesi durumunda bu davranışların ciddi haksızlık olarak nitelendirilebileceğini savunmuştur. Örneğin belli bir kesimden seçme ve seçilme hakkının alınması Rawls’a göre ciddi haksızlıklar kapsamına girmektedir.

Ayrıca Rawls, sivil itaatsizliğin kullanılmasının bu durumda yumuşak bir başkaldırı niteliğinde olduğunu görmektedir. Birçok düşünür de sivil itaatsizliği tanımlamıştır lakin kafa karıştırmamak maksadıyla sivil itaatsizliğin basit ve açık bir tanımını yapacak olursak: Sivil itaatsizlik, yasal yollardan herhangi bir sonuç alınamayan tartışmalı konular karşısında, yasaya aykırı lakin kamuoyunca algınabilir bir açıklıkta olup kamuoyuna çağrı işlevi gören, yapılan eylem sonucunda uygulanacak yaptırımı göze alan ve dayandığı diğer unsurlar nedeniyle ahlakiliği de kabul edilen bireysel yahut kolektif şekilde gerçekleştirilen bir eylem tarzıdır.

Sivil İtaatsizliğin Unsurları

Yasaya Aykırılık

Sivil itaatsizliğe göre, pozitif hukuk her zaman adaleti gerçekleştirememektedir. Sivil itaatsiz, pozitif hukuk kuralına pozitif yasaya aykırı bir şekilde başkaldırmaktadır. Aslında eylemcinin bu tavrının amacı, eleştirdiği yasanın ahlakiliğini tartışmakla beraber eğer bu yasa anayasaya aykırıysa buna dikkat çekmektir. Bundan dolayı sivil itaatsizliğin en belirgin unsurunun, yasaya aykırılık olduğunu söyleyebiliriz. Eylemcilerin buradaki amacı yasanın anayasaya aykırılığını kanıtlamak değildir. Hatta yasaya uygun olsa bile direnişe devam etmektedirler. Eylemcilerin eylemlerine son vermemelerin asıl sebebi, adil olmayan yasalarla ilgili yargıçların kendi fikirlerini paylaşmamalarıdır. Direnişin devam etmesi, ihlalin sonuçlarında uygulanacak yaptırımlara katlanma bilincini getirmekle beraber ihlalin kasıtlı bir şekilde yapıldığını da kanıtlar niteliktedir.

Açıklık ve Kamuoyuna Çağrı

Sivil itaatsizlik bir nevi kamuoyuna çağrı işlevi görmektedir. Bu yüzden mesaj muhataplarına etkili araçlarla ulaştırılmalıdır. Buradan hareketle kamuya açık bir şekilde gerçekleştirilmeyen ve çağrı işlevini yapamayan edimler sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirme altına alınmamaktadır.

Açıklıktan kasıt, eylemi yapanların kendilerini gizlemeksizin eylemleri yapmalarından ziyade yapılan eylemin kamuoyu tarafından algılanabilir olmasıdır. Açıklık konusunda önemli olan bir diğer nokta da hesaplanabilirliktir.

Hesaplanabilirlik; eylemin en başında ne söylenmişse, eylemin gerçekleşmesinden sona ermesine kadar davranışların söylenenlere uygun olmasıdır. Örneğin bir grup, sessiz oturma eylemi yapacağını söylüyorsa sadece bunu yapmalıdır. Yani ilk başta sessiz oturma eylemi yapacağını söyleyip eylemin seyrine göre davranışını değiştirmemelidir. Eylemcinin başta söylediği eylem biçimini terk etmemesi, gerek hesaplanabilirliği yükseltmesi bakımından gerek eylemcinin ahlaki motivasyonunu yükseltmesi bakımından önem arz etmektedir.

Özlem’e göre, açıklık sivil itaatsizliği belirleme açısından ayırt edici bir unsur değildir. Açıklığın yasaya uygun eylemlerde de karşımıza çıktığını savunan Özlem, açıklık unsuruna bu kadar vurgu yapılmasının sebebinin psikolojik olduğunu savunmaktadır.  Bu vurguyla, yapılan eylemin yetkili mercilerin gözünde antipati ve kuşku uyandırmayacak bir biçimde, hoşgörüyü oluşturması istenmektedir. Lakin burada yapılan açıklık karşılaştırmasının yasaya uygun eylemlerle değil yasaya aykırı eylemlerle yapılması daha uygun olacaktır. Çünkü açıklık, sivil itaatsizliği diğer yasaya aykırı eylemlerden ayırmaktadır. Açıklık için sivil itaatsizliğin karakteristik bir özelliği diyebiliriz.

Sivil itaatsizliğin kamuoyuna bir çağrı işlevi gördüğünden ve mesajın etkili araçlarla ulaştırılması gerekliliğinden bahsetmiştik. Yapılan bir haksızlığın kamuoyuyla paylaşılması durumunda olayı protesto etmek amacıyla bazı zamanlar şarkılar da kullanılabilmektedir. Örneğin I.  ve II. Dünya Savaşlarında birçok savaş karşıtı şarkılar yapılmıştır. Toplumsal değişim güden hareketlerde önemli bir yeri olan şarkılar, gerek politikacıları protesto eden kesimler gerek insan hakları savunucuları tarafından kullanılmıştır. Türkiye’ye baktığımızda 1980 askeri darbesini izleyen dönemlerde birçok şarkı yasaklanmıştır. Hatta bu şarkıların rejim için tehdit unsuru olduğu bile düşünülmüştür.

Şiddet Dışılık

Sivil itaatsizlik eylemi şiddet dışı araçlarla gerçekleştirilmektedir.  Burada mühim olan şiddetin hangi çerçeve içinde ele alındığıdır. Şiddet sadece fiziksel olarak mı değerlendirilecek yoksa psikolojik şiddeti de kapsamına alacak mı? Kabul gören genel anlayışa göre, eylem karşıtlarının ve eylemden etkilenebilecek olan üçüncü kişilerin fiziki ve psikolojik anlamda zarar görmemesidir. Şiddet dışılığın açık ve yeterli bir şekilde farklılıkları ortaya konulamadığı için pasif direnme biçiminde değerlendirilmektedir.

Şiddet dışı eylemlere katılan kişilere baktığımız zaman çoğu, şiddet dışılığın felsefesini ruhlarına işlemiş; birçok boykota, sessiz oturma eylemine yahut yasa dışı bir gösteriye katılmışlardır.

Sivil itaatsizliği tanımlayan unsurlardan en önemlisi şiddet dışılık gibi görünse de aslında ayırt edici bir özellik değildir. Yani her şiddet dışı eylemi sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirmek doğru olmamaktadır.

Ahlakilik

Bir eylem yasal değilse ahlaki de değildir diye düşünülmektedir. Bunun sebebi hukukun, ahlakı yönettiği anlayışının varlığıdır. Diğer bir sebep ise yasaya itaat etmenin bir kanun meselesi olduğudur. Yani yasal olmayan şey gayrimeşru olarak değerlendirilmektedir. Lakin sivil itaatsizlik yasa dışı olduğunu kabul etmekle beraber ahlakiliği de dışlamadığını belirten ender eylem türlerinden biridir.

Blackstone’a göre, sivil itaatsizlerin yaptıkları eylem toplumu rahatsız edebilir hatta başka vatandaşların haklarına tecavüz niteliğinde de olabilir. Lakin sivil itaatsiz eylemden sonra yasaları kabul ederek eylemine sahip çıkar ve aslında bu davranışıyla diğer kişilerin haklarına da saygı gösterdiğini kanıtlar. Burada önemli olan nokta, yüksek ahlaki sorumluluk duygusudur.

Sivil itaatsiz, vicdana dayalı yasaya aykırı eylemi sonrasında şiddetle karşılaşabilir lakin asla şiddetle karşılık vermez. Bu yönüyle de devlete isyan ederek direnen isyancılardan farklı olduğunu ortaya koyar. Yapılan protestoların başarılı olabilmesi için ahlakilik unsurunun varlığı aranır. Protesto, aslında eylemcilere ahlaki duyarlılıkları kavrama ve dile getirme şansı sunmaktadır.

Eylem Sonrası Sorumluluğu Üstlenmekten Kaçınmama

Sivil itaatsizlik sergileyen eylemcinin, eylem sonrası sorumluluğu üstlenmekten kaçınmaması yukarıda saydığımız unsurları tamamlayan mühim bir unsurdur. Bu sayede adaletin yerini bulmasını isteyen eylemci, insanların aklında cezadan kaçan bir ihlalci olarak yer almak istemediğini göstermektedir. Yani eylemci, yasayı bilinçli bir şekilde ihlal ederken aynı zamanda bu ihlalin sonuçlarını da bildiğini kabul eder.

Sokrates örneğine baktığımız zaman aslında bunu açık bir şekilde görebiliriz. Eylemcinin cezayı göze alarak yaptığı eylemin arkasında durması, toplum nezdindeki eleştirileri azaltmakta ve pozitif hukukun gerçekleştiremediği adalet idesini kendi ahlaki yöntemleri ile gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Sivil itaatsizlik, sistemin geneline değil tekil haksızlıklara karşı bir eylem olmasından dolayı yasal sistemdeki belirli noktalardaki yanlışları giderme amacı gütmektedir. Tekil haksızlıklara karşı yapılan eylemlerde eylemi gerçekleştiren örgütlenme kısa süreli bir örgütlenmedir. Ne zaman haksızlık son bulur, o zaman örgüt dağılır. Bu kişileri bir araya getiren şey haksızlıkların giderilmesi yönündeki ortak paydadır. Sivil itaatsizin, eylem sonrası sorumluluğu üstlenmekten kaçınmaması, sistemi alaşağı edip değiştirme amacını göstermez.  Bu durum eylemcinin adaletsizliği göstermek için apaçık ortada durduğunu gösterir.

Sonuç

İnsan yaşadığı süre boyunca her dönemde haksızlığa, baskıya, zulme uğramış fakat bunlara boyun eğmeyi kendine adet edinmemiştir. Açlığa, susuzluğa, savaşlara dayanmış ama yapılan adaletsizliklere, zulümlere karşı aynı duruşu göstermemiş; karşı çıkmıştır. İnsanı insan yapan özellik işte tam da budur. Şeref ve özgürlük sahibi olması, haksızlıklara karşı tepki göstermesidir. Bu özelliği insandan almak, tabiri caizse insanın varlığını yok etmek gibidir.

Sivil itaatsizlik ve direnme kavramsal olarak incelediğimizde birbirine benziyor gibi gözükse de aralarında farklılıklar mevcuttur. Direnme, aktif ve pasif direnme biçimleri olarak kollara ayrılmaktadır. Aktif direnme, saldırganca tutum sergileyerek karşı koymakken pasif direnme ise devletin koyduğu kurallara şiddet kullanmaksızın o kurallara uymamak suretiyle sergilenen bir eylemsizlik hareketi olarak tanımlanmaktadır. Pasif direnme aslında sivil itaatsizliğe kaynaklık edebilecek bir direnme modelidir. Sivil itaatsizlik, siyasi sistemi bütünüyle değiştirmeyi amaçlamayıp siyaset yapmanın farklı araçları şeklinde yorumlayabileceğimiz özellikleriyle farklı bir direnme kategorisi oluşturmaktadır.

İnsanlık tarihini uçsuz bucaksız bir okyanusa benzetebiliriz. Peki bu okyanus nerede son bulacaktır? Maalesef bu sorunun cevabını kimse bilmemektedir. Lakin şu iyi bilinmektedir ki: insanlık tarihi son buluncaya kadar; her insanın var oluşunda bulunan zulme, adaletsizliklere, haksızlıklara karşı tepki gösterme özelliğini son insan da bu dünyadan göç edinceye kadar sürdürecektir.

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:

Bu makaleye şu şekilde atıf yapılması önerilir: Nazlı Daş (2020). Direnme Hakkı ve Sivil İtaatsizlik, hukukcukafasi.com/direnme-hakki-ve-sivil-itaatsizlik, (Erişim Tarihi: … ).


  1. Taşkın, Ahmet; “Baskıya Karşı Direnme Hakkı”, TBB Dergisi, Sayı 52, 2004.
  2. Anbarlı, Şeniz. Baskıya Karşı Direnme Hakkı ve Sivil İtaatsizlik. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2006.
  3.   Anbarlı,Şeniz; ’’Baskıya Karşı Direnme Biçimi Olarak Sivil İtaatsizlik ve Meşruluğu Sorunu’’, Yönetim Bilimleri Dergisi(5:2),2007.
  4. Güriz, Adnan, Hukuk Felsefesi, Siyasal Kitabevi, 6. bas., Ankara 2003.
  5. Aliefendioğlu, Yılmaz, “Direnme Hakkı”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, Ed. Yasemin Özdek, TODAİE, 2002.
  6. Rawls John, “Sivil İtaatsizliğin Tanımı ve Haklılığı”, Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik,  (Çev. Yakup Coşar), 2.b., (İstanbul: Ayrıntı,2001), s. 62.
  7. Doğan Özlem, “Sivil İtaatsizlik Üzerine Bir Felsefi İnceleme Denemesi”, Sivil İtaatsizlik, Disiplinlerarası Kolokyum, 7,9 Kasım 1997, Bursa, Yay. Haz. Hayrettin Ökçesiz,(İstanbul: Demokrasi Kitaplığı, 1999), s. 86. 
  8. Yetkin Çetin., Siyasal İktidara Karşı Direnme ve Devrim, Toplum Yay., İstanbul,1970.
  9. W.T.Blackstone, “Civil Disobedience: Is It Justified”, Georgia Law Review, Vol.3, (1968-1969), s. 680-682
The following two tabs change content below.

Nazlı Daş

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi. Hayatın her alanında bir şeyler üretmeyi seven, yaşamın karmaşıklığı içinde kendinin ve hayatın özünü bulmaya çalışan biri.

Nazlı Daş (Tümünü gör)

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. 14 Eylül 2020

    […] Direnme Hakkı ve Sivil İtaatsizlik […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir