İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanunun İçeriği

İnsanlığa yönelik her türlü şiddetin önlenmesi amacıyla imzaya açılan ve ilk imzalayanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu özellikle nihai amacının kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın her türlüsünü önlemeyi kendine borç bilen akabinde 6284 sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanuna öncülük eden İstanbul Sözleşmesi, bir Avrupa Konseyi sözleşmesidir.

Bu yazımızda, son zamanlarda birtakım eleştirilerle gündeme geldiği gözlemlenen İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası ile bağdaşan ve bağdaşmayan yönlerini de göz önünde bulundurarak işbu sözleşmenin hem ulusal hem de uluslararası boyutlarını hukukun evrensel ilke ve esasları gözetiminde içerik ve biçim olarak incelemeye çalışacağız.

İstanbul Sözleşmesinin Tarihsel Gelişimi

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi (kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi), 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Unutulmamalıdır ki, kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılığın her türlüsüne karşı eşitlik prensibini benimsemiş, şiddetten arınmış bir toplum bilincinin var olması için ortaya çıkmış, insan haklarına saygı ilkesini gölgesinde barındıran bu sözleşme T.C Anayasasının 10. Maddesiyle de uyum içerisindedir. Sözleşmenin ilk imzaya açıldığı sene, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sözleşmeyi çekincesiz imzalayıp onaylamıştır. Şu ana kadar 46 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanan sözleşmeyi onaylayan ülke sayısı ise 32’dir.

Türkiye Cumhuriyeti Tarafından İmzalanan Uluslararası Sözleşmelerin Mahiyeti

1982 Anayasasının üçüncü kısmının birinci bölümünde arz edilen Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerinden olan Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma başlıklı 90. Maddesinde, hiç şüphesiz TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulması gerektiği ifade edilmiştir. Peki, usulüne uygun olarak teşkil etmiş temel hak ve özgürlüklere ilişkin konularda ilgili imzalanmış ve mecliste de kabul edilmiş olan milletlerarası antlaşmalarla aynı hususu konu edilen kanun hükümlerinin çatışması halinde uygulanabilirlik hususunun nasıl vücut bulacağı aynı maddenin son fıkrasında ele alınmıştır.    

Görüldüğü üzere Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen Anayasanın hemen ardından gelen temel hak ve hürriyetlere dair milletlerarası sözleşmeler, kanunlardan hiyerarşik norm piramidinde daha üstün bir konumda bulunmaktadır binaenaleyh hukukun uygulanması açısından kanun ve usulüne uygun olarak imzalanmış bir milletlerarası sözleşme hükümleri arasında ihtilaf çıkması halinde anayasayla güvence altına alınmış bulunan kural, uluslararası sözleşme hükümlerine gidilmesi gerekliliğidir. Bu hususta doktrinde görüş ayrılıklarının mevcut olduğunu söylememiz yanlış olmamakla birlikte kanaatimizce olması gereken hukuk açısından Anayasa ile güvence altına alınmış olan bir hüküm söz konusu olduğu için Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa mahkemesine başvurulamaması söz konusu sözleşmelere kanun üstü statü kazandıracaktır. Bunun ne kadar doğru olduğu ise pek tabi tartışma konusudur.

İstanbul Sözleşmesi’nin Dayanakları

Bahse konu olan sözleşmenin önsözünde, sözleşmeyi imzalayan devletlerin geçmişe ışık tutan (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması sözleşmesi ve ilgili protokollerini, Avrupa Sosyal Şartını, İnsan Ticaretine Karşı Eyleme ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesini, Cinsel Taciz ve Cinsel İstismara Karşı Çocukların Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesini, Kadınların şiddete karşı korunmasını sağlayan tavsiye kararını, Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası sözleşme, Cedaw, Engelli ve Çocuk Haklarına İlişkin BM sözleşmeleri vd.) evrensel hukuki değerlere hitap eden diğer sözleşmelerin taşıdığı değerleri kabul ettiklerini ve işbu sözleşmenin kaynağının 1950 yılında imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunması sözleşmesinin oluşturduğu kabul edilir.

Özellikle dile getirmek gerekir ki, kanunun başlangıcında belirtildiği üzere kadının, çocuğun ve aile yapısının şiddetten tamamen arınmasını sağlamak amacıyla insan haklarına saygılı, eşitlikçi, orantılı bir düzeni benimseyen yeni bir dünyanın oluşmasına katkıda bulunmak ve bu hususta bir takım yaptırımların ön görülmesini talep eden bir yapı içerisinde hazırlanmıştır.

Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komisyonu’nun (CEDAW Komisyonu) 19 Nolu (1992) kadına yönelik şiddet hakkındaki genel Tavsiye Kararı kadına yönelik cinsiyete dayalı şiddetin bir ayrımcılık şekli olarak tanınmasına yardımcı olmuştur. Buradan yola çıkarak hazırlanan İstanbul Sözleşmesi incelendiğinde, hedefinin kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arındırılmış bir Avrupa yaratmak olduğu görülmektedir. Sözleşme, kadına karşı şiddet ve cinsiyete dayalı ayrımcılık konularında temel standartları ve devletlerin yükümlülüklerini belirlemektedir. Mağdurların sadece güvenliğini sağlamak, fiziksel ve psikolojik sağlıklarını yeniden tesis etmek için değil aynı zamanda yaşamlarını yeniden yapılandırmak için kapsamlı bir çerçevenin tasarlanması gerekmektedir. Bu çerçeve insan haklarına dayalı bir yaklaşıma dayanmalıdır.

İstanbul Sözleşmesinin Amacı, Özellikleri, Kapsamı

Sözleşmenin birinci maddesinde amacına yönelik düzenlemeler yer almaktadır. Her türlü ayrımcılığın giderilmesi ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bu hususta kadının korunması esas alınacak noktaların en önemlisidir.

6284 Sayılı Kanunla Eş Değer Olan Kısımlar

Öz kısmında da belirttiğimiz gibi İstanbul Sözleşmesi 6284 sayılı kanunun hukuk düzeninde kendine yer bulmasında önemli bir adım olmuştur ki açıkça aynı kanunun 1. Maddesinin 2. Fıkrasının a bendinde kanunun uygulanması belirlenecek temel esaslardan birinin İstanbul sözleşmesi (bilinen adıyla) olduğu açıkça vurgulanmıştır.

Yine sözleşmenin 1. Maddesinin son fıkrasında hükümlere uyulması amacıyla ve bu hususta denetimin sağlanmasının gerekliliğinin altı çizilerek özel bir izleme mekanizması kurulacağından bahsetmektedir. 6284 sayılı kanunda ise aynı konu yasanın 14. Maddesinde ele alınmış olup şiddet önleme ve izleme merkezlerinin bakanlık gözetiminde kurulup sürdürüleceği açıkça karara bağlanmıştır. Sözleşme de uluslararası bir izleme merkezinin kurulacağı ve olası ihlallerin gerçekleşmesi durumunda rapor edilmesi hususu karara bağlanmıştır.

Sözleşmenin 2. Maddesinde şiddetin kapsamı ele alınmış olmakla birlikte şiddetin açıkça bir tanımının yapılmamış olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır. Duygu ve davranışta aşırılık ve kaba güç olarak tanımlanan şiddet kelimesinden anlamamız gereken şiddetin hem fiziksel hem de ruhsal (duygusal) olarak vücut bulabileceğidir. Fiziksel şiddet, cebir kullanarak karşı tarafı zarara uğratan davranış biçimleri olarak açıklanabilirken kanaatimizce ortaya herhangi bir zararın çıkmaması halinde dahi suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesiyle uygun illiyet bağının kurulmasıyla vuku bulabilecektir. Bizim dikkat çekmek istediğimiz asıl nokta ise, sözleşmenin 2. Maddesinin 2. Fıkrasında da belirtildiği gibi, atılı suçun işlenebilmesi yolunun mağdurun kadın olmasından ibaret olmayacağı, aile içinde bulunan fertlerden herhangi birinin bu hallerden biriyle karşı karşıya kalması sonucunda sözleşme hükümleri uygulama alanı bulabilecektir.

Sözleşmenin tanımlar başlıklı 3. Maddesinin 1. Fıkrasının a bendinde özellikle vurgulanan ‘şiddetin ister kamusal alanda ister özel alanda meydana gelmesi’ fark gözetilmeksizin her haluklarda tartışmasız bir insan hak ve hürriyetini ihlal eden bir darbe olduğu aynı zamanda 6284 sayılı kanunun 2. Maddesinin 1. Fıkrasının d bendinde ele alınmıştır.

Gerek 6284 Sayılı Kanun Gerekse İstanbul Sözleşmesinde Ele Alınan Dikkat Çekici Hususlar

Özellikle bahse konu olan sözleşmenin temel haklar, eşitlik ve ayrım gözetmeme başlıklı 4. Maddesinde kamusal alan ibaresinin madde metninde yer almasının sebebi bizce sosyal hayatın tüm evrelerini kapsamakla birlikte özellikle kadının korunması ve tüm bireyleri şiddete karşı koruma taahhüdü içermektedir.

Sözleşmenin ilgili maddelerinde (59 vd.) 1951 tarihli Mültecilerin Durumuna İlişkin Sözleşme’ye de atıf yaparak toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi adına her türlü önlemin alınması ve hukuki korumanın sağlanması gerekliliğinin altı çizilmiştir.

6284 Sayılı Kanundaki Koruma Tedbirleri ve Dayanakları

İlgili kanunun ikinci bölümünün Koruyucu ve Önleyici Tedbirlere İlişkin Hükümler üst başlıklı 3. Maddesinde toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin vücut bulması halinde uygulanması gereken hükümler ele alınmış olup suçtan zarar gören kapsamındaki bireylere karşı koruma tedbirleri geliştirilmiş olup ivedi bir şekilde uygulanması icap ettiğinden bu hususta başvurulabilecek yolları ele almaya çalışacağız.

Mülki Amir Tarafından Verilecek Koruyucu Tedbir Kararları

6284 sayılı kanunla hukuk düzeni içerisinde kendine yer bulan bu hükümlerin hukukun sosyal adaleti ve hukuki koruma sağlama işlevlerini gerçekleştirebilmesi için bazı durumlarda ivedilikle çözüme ulaştırılması gerektiğini düşünebiliriz. İşte tam da bu sebeple ilgili kanunda yerleşim yerindeki Mülki Amirce, Hâkim tarafından koruyucu ve önleyici tedbirler ön görülmüş olmakla birlikte Cumhuriyet Savcısının bu husustaki rollerini incelemeye çalışalım.

İlgili kanunun 3. Maddesinde açıkça zikredilen barınma, geçici maddi yardımlar, sosyal rehberlik ve danışma hizmetleri, hayati tehlikenin varlığı halinde talep üzerine veya re’sen geçici koruma tedbirleri, suça sürüklenen veya suçtan etkilenen küçüğün gelişimini etkilememek adına ihtiyaç varsa kreş imkanı ve belki de en önemlisi gecikmesinde sakınca bulunan hallerin varlığı halinde barınma imkanının sağlanması ve hayati tehlikenin varlığı halinde talep üzerine veya re’sen geçici koruma altına alınması ivedilikle uygulama alanı bulması gereken tedbirlerin en başında geldikleri için bu tedbirler ilgili kolluk amiri tarafından alınabilecektir.

Peki Neden Böyle Bir Düzenlemeye İhtiyaç Duyulmuş?

6284 sayılı kanun, koruyucu ve önleyici tedbirler almak imkânı sunsa da istatistiki veriler bu tedbirlerin yeteri kadar uygulanmadığını veya yetersiz kaldığını gözler önüne sermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sosyolojik yapısı gereği bu kanun hükümlerinin uygulama alanı bulması Hukukun Evrensel İlke ve Esaslarının vazgeçilmez değerlerinden aynı zamanda İHAS ve T.C. Anayasasında da kendine yer bulan Ayrımcılık yasağının pozitif hukukun gereği olarak kanunlaştırılmasına ihtiyaç duyulması hukuk devleti ilkesinin fikrimizce pratikte zayıf kaldığının göstergelerinden biridir.

Daha yalın bir dille sizlere ulaştırmak istediğimiz düşünce, 6284 sayılı kanun ve İstanbul sözleşmesi hükümlerinin temeli, dayanakları: 1) Hukukun Evrensel İlke ve Esasları, 2) T.C. Anayasası, 3) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. İlgili kanun ve sözleşmenin hukuk düzeninde kendine yer edinmesi üst normlarda yer alan düzeni koruyucu ibarelerin uygulanmasında güçlük yaşanmasından ibarettir. Bu hususta yazılı hukuk sistemini benimsemiş bir hukuk düzeninde bu konuda yasama faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi üzücüdür, üzücü olmasının yegane sebebi ise, bu tarz toplumsal şiddet içerikli hadiselerin vuku bulmasıdır daha da kötüsü tüm bu düzenlemelere rağmen vücut bulmasıdır.

Utanç Verici Olayların Önünün Kesilmesi Mümkün müdür?

Çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmine sahip yüce Türk milleti, Anayasanın ve Hukukun Üstünlüğünü, her Türk vatandaşının onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını, dokunulmazlığını, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğundan bahisle gelecek uzun ve parlak günlerde inancımız tamdır ki tam ve bağımsız Türkiye’ye gönül veren fertlerden biri olarak bu tatsız hadiseler elbet son bulacaktır, Türk milletinin üstesinden gelemeyeceği bir problem yoktur.

Hâkim Tarafından Verilecek Koruyucu Tedbir Kararları

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) İşyerinin değiştirilmesi.

b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.

c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.

ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

6284 Sayılı Kanun m. 4

Hâkim Tarafından Verilecek Önleyici Tedbir Kararları

MADDE 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

 ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

6284 Sayılı Kanun m. 5

Altı çizilmelidir ki, Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları başlıklı 5. Madde’nin 2. Fıkrasında da ivedi bir şekilde uygulama alanı bulması gereken durumların varlığı halinde ilgili kolluk amirince tedbir kararı verilebilecek ilk iş günü içerisinde hakim onayına sunulması gerekecektir. Hâkimin veya 3. Maddede arz edildiği gibi mülki amirin 24 saat içerisinde tedbir kararına onay vermemesi halinde tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Koruyucu ve önleyici tedbirler çok çeşitli olmakla birlikte, kamuoyunda en çok bilinen tedbir, şiddet uygulayanın müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesidir.

Yasa’ya göre, şiddet ihbarını herkes yapabilir (m.7). Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Şiddetin devam edeceği anlaşılırsa tedbir devam ettirilir. Tedbir uygulanmasını ev içi şiddete maruz kalan kişi talep edebileceği gibi; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı da bu konuda başvuruda bulunabilir (m. 8/1, 2). Başvurular için harç vs. alınmaz (m.20/1). Hakim, talep edilmese de, tedbir nafakasına hükmedebilir (m.5/4). Korunan kişiye geçici maddi yardım yapılabilir ve kişi sağlık sigortasından yararlandırılır (m.17/1). Gerekli ise korunan kişinin kimlik bilgileri gizlenir (m.8/6). Karar korunan ve şiddet uygulayan kişiye, ayrıca ilgili mercilere bildirilir (m.8/4; 10/1). Tedbir kararına karşı iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz edilebilir (m.9; 10). Tedbir kararının infazı ve izlenmesi şiddeti önleme ve izleme merkezleri tarafından gerçekleştirilir (m. 14; 15). Bakanlık kurumlar arası koordinasyonu sağlar (m. 16). 6284 Sayılı Kanun m. 13/1’e göre, hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi halinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hakim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulabilecektir. Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez (m. 13/2). Zorlama hapsi, CMK m.2/l-l’de tanımlanan disiplin hapsi niteliğindedir. Bu kavram, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme yapılamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi ifade etmektedir.

Sonuç olarak;

CEDAW’ın (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi) taşıdığı evrensel ve sosyal değerleri bünyesinde barındıran, Hukukun Evrensel İlke ve Esasları doğrultusunda hukuk düzeninde kendine yer bulan, sosyal ve toplumsal adaleti sağlamak adına cinsiyete dayalı şiddeti önlemeyi kendine borç bilen, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkesini her olayda ön plana çıkaran, fertlerin yakın ilişkilerinde şiddetin her türlüsünü uzak tutmayı ilke edinen bu hususta gerekiyorsa devlet müdahalesinin gerekliliğini şart koşan ve tüm bu değerlere aykırı olayların gerçekleşmesi sonucunda önleyici ve koruyucu tedbirlerin ivedilikle sürdürülmesini amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, içinde bulunduğumuz dönem için elzem niteliktedir.

İstanbul Sözleşmesi’ne olan eleştirilerileri derlediğimiz yazımız da ilgini çekebilir:

Bu yazıya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

M. CAN KARACA (2020) İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanunun İçeriği, hukukcukafasi.com/istanbul-sozlesmesi-ve-6284-sayili-kanunun-icerigi


BAKIRCI KADRİYE, İstanbul Sözleşmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2015/4, s.134

AYBAY RONA, Uluslararası Antlaşmaların Türk Hukukundaki Yeri, TBB Dergisi, Sayı 70, 2007

BAYRAKTAR TUĞBA, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE 2017 TÜRKİYE GÖLGE RAPORUNA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi, KONYA, 2018

CENTEL, KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNDE 6284 SAYILI YASA’NIN ROLÜ, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, İSTANBUL, 2013 

kadincinayetlerinidurduracagiz.net, (s.e.t: 06.07.2020)

kadinininsanhaklari.org/savunuculuk/uluslararasi-sozlesmeler-ve-mekanizmalar/istanbul-sozlesmesi (s.e.t: 03.07.2020)

The following two tabs change content below.

Muhammet Can Karaca

Hukuk fakültesi öğrencisi.

Benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.