Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Suçlarda Beyan Delili

yargıtayın cinsel suçlara bakış açısı: beyan delili

Yargıtay kararlarında sıklıklıkla rastlanan cinsel suçlar, tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de çok ciddi bir toplumsal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Tarihte bu suçlar için çeşitli cezalar öngörülmüştür ama ne yazık ki söz konusu suçlar bir türlü önlenememiştir. Hem ülkemizde hem de dünyada cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ceza kanunları içerisinde kendilerine yer bulan suç tipleridir. Ancak söz konusu suçların işlenmesi kadar büyük ikinci bir sorun varsa o da bu suçların ispatı problemidir. Zira cinsel suçların işlenmesi sırasında ekseriyetle ne bir tanık ne bir kayıt söz konusu olmamaktadır. Mağdurun direnci de kimyasal maddeler kullanmak suretiyle kırılmışsa bu konuda elde edilebilecek maddi bir delile de rastlanamamaktadır. 

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar için kanunlarda öngörülen cezaların ağırlığı ve bu suçları işlemiş kişilerin toplum nazarındaki konumları ile bu suça maruz kalan kişilerin uğradıkları zarar karşılaştırıldığında, cinsel suç işlendiği iddiasıyla yapılan bir yargılama sonunda mahkumiyet kararı vermenin ne kadar zor olduğu daha da net biçimde ortaya çıkacaktır (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019). Söz konusu suçların ispatı için mahkemeler çeşitli yaklaşımlar, içtihatlar geliştirmiştir. Bu yaklaşımlar kimi zaman tepki çekmiş kimi zaman da desteklenmiştir. Kurulduğu günden bu yana Yargıtay’ın da bu hususta çeşitli yaklaşımları olmuştur. Bu yazımızda Yargıtay kararları ışığında Yargıtay’ın cinsel suçlara yaklaşımı konusunu inceleyeceğiz.

Ceza Muhakemesine Hakim İlkeler

Masumiyet Karinesi: Suçsuzluk karinesi, kişinin suçluluğu ispatlanıncaya kadar masum sayılmasını ifade eden bir ilkedir. Suçsuzluk karinesi, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisidir. Bu hak evrensel bir ilkedir. Bu kapsamda ilkenin Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yer aldığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2’nci maddesi bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır demektedir (ŞIK, 2012).

Masumiyet karinesi ilkesini ülkemiz özelinde değerlendirdiğimiz zaman bu hususta ciddi sorunlar olduğu görülmektedir. Özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda olayın şüphelileri basın ve sosyal medya tarafından hedef gösterilerek, henüz suçlu oldukları bir mahkeme kararıyla kesinleşmeden çeşitli ithamlarla zan altında bırakılmaktadır. Masumiyet karinesi dediğimiz mefhum bir gün herkesin yararlanmak durumunda kalabileceği adil yargılanmanın gerçekleşmesi açısından ve ceza muhakemesi açısından belki de en önemli ilkedir. Dolayısıyla bir kimsenin suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya dek kimse tarafından suçlu ilan edilmemelidir.

Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi: Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasıdır. Maddi gerçekten kasıt somut olayın görünüşte değil gerçekte ne şekilde meydana geldiğine ilişkin bilgidir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019). Ceza muhakemesi hukuku ispat kuralları bakımından diğer hukuk dallarından ayrılan, kanuni olarak elde edilmek şartıyla her türlü delile başvurulabilen bir hukuk dalıdır. Ceza muhakemesinin böyle bir ispat sistemini benimsemiş olması sebebiyle ceza yargılamasını yapan makamlar, bu sürecin değerlendirmesini yaparken azami dikkat ve özen göstermek zorundadırlar. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; ceza muhakemesinde her türlü delile başvurulabileceği kuralından delil elde etmek için her yol mübahtır gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu nedenle maddi gerçeğin ortaya çıkartılması için kanunda sözü edilen sınırların aşılması gerekiyor ise soruşturma organları bunu yapamaz. Maddi gerçeğin ortaya çıkması bir kenara bırakılır (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

Kimsenin Kendisini ve Yakınlarını Suçlayıcı Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağı İlkesi (Nemo Tenetur İlkesi): Anayasa m. 38’de: Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz düzenlemesiyle Anayasamız içerisinde kendine yer bulan bu ilke ceza muhakemesi açısından birçok ilkenin de temelini oluşturmaktadır. Bu ilkelere örnek olarak susma hakkı ve tanıklıktan çekilme hakkını gösterebiliriz. Şöyle ki; ceza muhakemesi sürecinde yaralanan olgunun mağdur değil kamu olduğu kabul edildiği için bu süreçte ispat faaliyeti savcılığa yüklenmiştir. Dolayısıyla sanığın masumiyetini ispat etmesi değil savcılığın sanığın suçlu olduğunu ispat etmesi beklenir. Dolayısıyla bir kimseden kendisinin kanunda gösterilen yakınları hakkında onların zararına olan bilgileri vermesi beklenemez.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi: Latincesi in dubio pro reo olan bu ilke en basit anlamıyla sanığın yargılama konusu fiili işlediğine dair en ufak bir tereddüt varsa bu tereddütten sanık yararlanmalıdır. Bu ilkeye göre maddi gerçeğe tam olarak ulaşılmadan hiç kimse hakkında mahkumiyet kararı verilmemelidir. Nitekim CMK m. 223’e göre de sanığın söz konusu fiili işlediğinin mutlak şekilde kesinleşmemesi mahkumiyet kararı verilmesine engeldir.

Ceza muhakemesi hukukunda geçerli olan vicdani kanaate ulaşabilmek bakımından, elde edilen bütün deliller ışığında, akla ve mantığa uygun gerekçelere dayanan her türlü şüphe yenilmelidir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Beyan Delilinin Etkisi

Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Beyan Delili Mahkumiyet Kararı İçin Tek Başına Yeterli midir?

Ceza muhakemesi sisteminde ispat kuralları bütün suçlar bakımından aynıdır. Öte yandan bazı suçların aydınlatılmasındaki özel güçlükler nedeniyle uygulamada bazen muhakeme hukukunun mantığıyla bağdaşmaz görünen çözümler geliştirilmektedir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar da bu suç kategorilerinin başında gelmektedir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

TCK’daki düzenlemeye göre cinsel suçlar iki farklı kategori içinde yer almaktadır. Bunlar; işlemek için temasın şart olduğu suçlar ve işlemek için temasın şart olmadığı suçlar olarak iki ayrı kategoride incelenmektedir. İspatı halihazırda çok ciddi zorlukları barındıran cinsel suçların, temassız bir biçimde işlendiği durumlarda bu zorluk katlanarak artmaktadır. Hal böyle olunca temassız işlenen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda genellikle mağdurun beyanından başka delil bulunmamaktadır. İspatının bu denli zor olması sebebiyle cinsel suçlar açısından beyan delili hakkında çeşitli doktrinsel yaklaşımlar olmuştur.

Mağdurun sözüne mutlak bir şekilde itibar edilmesi gerektiğini savunan görüşe göre, bir insanın durduk yere kendisini böylesine zor bir durumun içine sokması hayatın olağan akışına uygun değildir. Söz konusu görüşe göre; mağdurun beyanına önyargıyla yaklaşılmamalıdır. Özellikle suçun mağdurunun kadın olduğu durumlarda toplumdaki konumu sebebiyle suçu yetkili makamlara bildirmesi onun için hiç de kolay bir şey değildir. Özellikle aile içinde yaşanan bu tür suçlarda genellikle mağdur çeşitli baskılar sonucu sindirilerek suçun açığa çıkması engellenmektedir.

Bir diğer görüşe göre; mağdurun beyanı başka delillerle desteklenmediği müddetçe kesinlikle muteber değildir. Zira mağdurun kadın olduğu durumlarda, kendisine cinsel saldırı bulunulduğuna ilişkin beyanı birçok sebeple gerçek dışı olabilir. Bu kadın ekonomik özgürlüğü olan kentli bir kadın ise çoğu zaman şantaj malzemesi olarak durumunu kullanmaktadır, kırsal kesimde ise bekaretini kaybetmiş yahut eşinden başka bir kişiyle ilişki yaşayan kadınlar toplumsal baskıya karşı bir korunma aramaktadırlar (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019). Çocukların ise bir kısmı, kocasıyla arasında husumet bulunan anneleri tarafından yalan söylemeye teşvik edilmektedir. Bu nedenle mağdurun beyanı ceza muhakemesi açısından başka delillerle desteklenmediği sürece tek başına ispat için yeterli olmayacaktır.

Yargıtay’ın Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar Açısından Getirdiği Çeşitli Yaklaşımlar

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların yapısı nedeniyle genelde elde beyan delilinin dışında başka delil bulunmamaktadır. Bu durumda delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin doktrindeki iki farklı görüşe yukarıda belirtmiştik. Yargıtay’ın bu konudaki görüşü ise biraz karmaşık bir durumdadır. Şöyle ki; Yargıtay bazı kararlarında şüpheden sanık yararlanır ilkesini katı bir şekilde uygulamakta iken bazı kararlarında da yukarıda belirtildiği gibi mağdurun beyanını esas almaktadır.

Yargıtay’ın mağdurun beyanının doğruluğunu sınarken başvurduğu kriterler genel olarak şu şekildedir:

– Mağdurun şikayette geç kalması

– Faille mağdurun suçtan önceki iletişimi

– Mağdurun anlatımlarındaki çelişkiler

– Faille mağdurun ilişki geçmişi

– Beyanın hayatın olağan akışına uygun olup olmaması

– Mağdur ile fail arasında husumet bulunup bulunmaması

– Mağdurun direnme/yardım isteme imkanı olan hallerde bu imkanı kullanıp kullanmadığı (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

Mağdurun Şikayette Geç Kalması

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.03.2017 T., 2016/12325, 2017/1430 sayılı kararında, mağdurların olaydan uzun bir süre sonra şikayette bulunmalarını, çelişkili beyanları ve intikam alacakları şeklindeki sözleriyle birlikte yorumlayan Yargıtay şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

Yargıtay 14. Ceza Dairesinin, 20.06.2012 T., 6645/7000 sayılı kararında ise, mağdurun şikayete konu olay hakkında yetkili makamlara 22 haftalık hamileyken başvurmasından dolayı şikayete ilişkin beyanlarının gerçeğe uygun olmadığını belirtmiştir.

Yargıtay görüldüğü üzere kural olarak mağdurun fiili şikayet etmekte geç kalmasının beyanının yanlış olduğuna delalet ettiği yönünde bir içtihat geliştirmiştir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019). Ancak bazı durumlarda olayın kendine has özelliklerini dikkate alarak aksi yönde kararlar da vermiştir.

Faille Mağdurun Suçtan Önceki İletişimi

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 19.09.2013 tarih ve 6604/9382 sayılı kararında bu hususta kapsamlı bir değerlendirme yaparak şöyle demiştir;

“… söz konusu telefon hattına dair başvuru belgeleri getirtilerek bu belgeler üzerinde bulunan imzanın sanığa ait olup olmadığı bilirkişi marifetiyle tespit edildikten, tespitin mümkün olmaması halinde bu telefon hattının suç tarihlerini kapsayacak şekilde bir aylık arama dökümleri de getirtilerek, en çok görüştüğü diğer telefon hat sahipleri de tanık olarak dinlenip suç tarihinde 0536 … numaralı hattın sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığı kesin olarak saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla hüküm kurulması, Kanun’a aykırıdır.”

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 19.09.2013 tarih ve 6604/9382 sayılı karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 15.04.2014 T., 2012/2- 1498, 2014/188 sayılı kararında;

“… kendisini cinsel yönden rahatsız ettiğini iddia ederek hakkında şikâyetçi olduğu bir kişiyle, başvurusundan bir saat kadar sonra kendisini aradığında 228 saniye süren bir görüşme yapması, sanığın müştekinin de hazır bulunduğu duruşmada, onun isteği ile birlikte olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen müştekinin bu hususta beyanda bulunmamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yüklenen suçu işlediği konusunda şüphe oluştuğu, bu şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, dolayısıyla sanığın beraatine ilişkin yerel mahkeme hükmünü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.04.2014 T., 2012/2- 1498, 2014/188 sayılı kararı

Mağdurun Anlatımlarındaki Çelişkiler

Beyan delillerinin mevcut olduğu davalarda Yargıtay’ın en çok başvurduğu kriterlerin başında mağdurun anlatımındaki çelişkiler kriteri gelmektedir. Söz konusu kritere göre, eğer mağdurun olayı anlatımında çelişkiler ve tutarsızlıklar mevcutsa bu durum sanık lehine olarak değerlendirilmektedir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 15.06.2011 T., 3451/4769 sayılı kararına göre;

“Mağdurenin soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki tutarlı olmayan çelişkili beyanları, iddianamedeki olayın anlatılış şekli gözetildiğinde, sanığın gündüzleyin mağdurenin evine gidip zorla ırzına geçtiğine dair sübuta götüren yeterli kesin ve kanaat verici delillerin neler olduğu gösterilmeden hüküm kurulması hukuka aykırıdır.”

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 15.06.2011 T., 3451/4769 sayılı kararı

Yargıtay benzer olaylarda bir başka kriter olan olağan yaşam kriterini de kullanmaktadır. Söz konusu kritere göre, başka kişilerle cinsel ilişki kurmayı alışkanlık haline getirmiş bir kişinin, cinsel dokunulmazlığına karşı saldırı olduğuna ilişkin beyanları, sanığın mahkumiyeti için yeterli görülmemektedir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 24.02.2010 T., 7018/1510 sayılı kararına göre;

“Olayın ortaya çıkış şekli, mağdurenin beyanları arasındaki çelişkiler, yine mağdurenin başka erkeklerle de ilişkide bulunarak mazbut olmayan bir yaşam sürdüğü dikkate alındığında; sanığın savunmasının aksine cezalandırılmasını gerektirir her türlü kuşkudan uzak yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…”

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 24.02.2010 T., 7018/1510 sayılı kararı

Faille Mağdur Arasındaki İlişki Geçmişi

Yargıtay bazı kararlarında mağdur ile sanık arasındaki ilişki geçmişini de bir kriter olarak kabul etmiştir. Şöyle ki; cinsel boyutta olan ve geçmişe dayanan bir ilişkide mağdurun beyanından başka delil olmaması durumunda, mağdurun beyanı mahkumiyet için tek başına yeterli kabul edilmeyecektir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.02.2014 T., 2012/5086, 2014/2270 sayılı kararına göre;

“Sanıkla katılanın olay günü ve öncesinde arkadaşlıklarının olduğunu gösteren cep telefonu arama kayıtları, mesaj kayıtları ve içeriği, katılanın aşamalarda sürekli farklı beyanlarda bulunması ve beyanlar arasında derin çelişkilerin olması, sanıkla katılanın olaydan 2-3 yıl öncesine dayanan cinsel birlikteliklerinin olmasının, sanığın beyanlarını doğruladığı, sanıkla katılanın olay tarihinde de rızalarıyla cinsel ilişkiye girdikleri, daha sonra ise bilinmeyen bir sebeple aralarında yaşanan tartışma sonucu birbirlerini yaralama şeklindeki eylemlerin yaralama suçunu oluşturduğu gözetilerek, bu suçtan hüküm kurulması gerekir. Sanığın cinsel saldırı suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.”

Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.02.2014 T., 2012/5086, 2014/2270 sayılı kararı

Ancak olayın içeriğine göre söz konusu kriter değerlendirmede kullanılabilme imkanı da bulamayabilmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 09.11.2010 T., 5-176/226 sayılı kararına göre;

“Olay gecesi katılanın saat 03.00 sıralarında kendiliğinden sanığın bekâr olarak kaldığı eve gelmesi, olay öncesinde de cinsel ilişki boyutuna varmayan yakınlaşmalarının olması gibi olguların varlığının cinsel ilişkinin de rızaya dayalı olduğuna delalet etmeyeceği, başka bir anlatımla, suç tarihinde yirmi yaşını tamamlamış bir üniversite öğrencisi olan katılanın, sanıkla aralarında devam eden duygusal yakınlaşma sırasında sevişme boyutuna ulaşan cinsel yakınlaşmaya gösterdiği rızanın, cinsel ilişki kurulmasını da kapsadığını kabule olanak bulunmamaktadır…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 09.11.2010 T., 5-176/226 sayılı kararı

Beyanın Hayatın Olağan Akışına Uygun Olup Olmaması

Yargıtay’ın etkin olarak kullandığı yöntemlerin başında beyanın hayatın olağan akışına uygun olup olmaması gelmektedir. Mahkemeye göre cinsel suça maruz kalan mağdurun bu olayı imkanı olduğu halde uzun süre saklaması, fail ile imkanı olduğu halde bir arada bulunmaya devam etmesi, görünürde failin suçunu gizlemeye yönelik herhangi bir eyleminin olmaması hallerinde mağdurun cinsel suça maruz kaldığı iddiası hayatın olağan akışına uygun değildir (BACAKSIZ & BAYZİT, 2019).

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 01.04.2014 T., 14-46/167 sayılı kararına göre;

“Sanığın mağdureye karşı cinsel istismar eyleminde bulunduğunun kabulü halinde, hayatın olağan akışı gereği bu durumun ortaya çıkmaması için mağdureyi sürekli olarak yanında tutması beklenirken, sanığın çaba harcayarak mağdurenin annesinin yaşadığı yeri bulduğu ve annesi ile bir araya gelmesini sağladığı sabittir. Diğer taraftan mağdurenin, sanık tarafından gerçekleştirildiğini iddia ettiği cinsel istismar eylemlerine dair olarak, öncelikle annesinin yanına gittiğinde annesine, sonrasında intihara teşebbüs eylemi sebebiyle savcılıkta ifadesine başvurulduğunda bu kez Cumhuriyet savcısına anlatma imkanı olduğu halde herhangi bir anlatımda bulunmayıp, velayetini üzerinde bulunduran sanığın annesinden kendisini geri istediği aşamada bu iddiayı dile getirmiş bulunması, annesinin yanından ayrılmamaya matuf olduğunu güçlendirmektedir…”

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 01.04.2014 T., 14-46/167 sayılı kararı

Mağdur ile Fail Arasında Husumet Bulunup Bulunmaması

Gündelik yaşamda sıkça karşılaşılan sorunlardan biri olan mağdurla sanık arasında husumet olması, yıllar süren yargılamalar sonucunda Yargıtay için bir kriter haline gelmiştir. Zira zaman içinde pek çok kez sırf kendisiyle husumeti olan birini zan altında bırakmak için bu yola başvuran insanlar mevcuttur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 02.06.2015 T., 2013/14-376, 2015/189 sayılı kararına göre;

“…sanık ile katılanlardan O.A. arasında husumet bulunması, sanığın tüm aşamalarda ısrarlı ve istikrarlı biçimde katılanlarla tartıştığını ancak hakaret etmediğini ve cinsel tacizde bulunmadığını yaklaşık on yıldır aynı işyerinde çalıştığını savunması hususları birlikte dikkate alındığında, sanığın atılı suçları işlediği şüphe boyutunda kalmaktadır. Mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçun sabit olması, aksi durumda ise şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın beraatine hükmolunması gerekmektedir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 02.06.2015 T., 2013/14-376, 2015/189 sayılı kararı

Mağdurun Direnme/Yardım İsteme İmkanı Olan Hallerde Bu İmkanı Kullanıp Kullanmadığı

Yargıtay’ın beyan delili açsından getirmiş olduğu önemli kriterlerden biri de mağdurun direnme/yardım isteme imkanını kullanıp kullanmadığı kriteridir. Eğer mağdur, bu imkanlardan birine sahipken bundan yararlanmazsa beyanı mahkumiyet hükmü verilebilmesi için delil niteliği taşımayacaktır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki Yargıtay bu durumu her somut olay özelinde ayrı olarak ele almaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 17.06.2009 T., 5434/7694 sayılı kararına göre;

“…aşamalardaki tutarlı anlatımları, tanık beyanları, zor durumda olduğuna, kurutulamadığına ve yardım isteğine ilişkin cep telefonu mesajları, mağdurenin vücudundaki darp ve cebir bulgularını tespit eden ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralanma bulunduğuna işaret eden doktor raporları ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın olay günü parkta erkek arkadaşı ile oturup öpüşmekte olan mağdureyi, arkadaşını tehditle uzaklaştırdıktan sonra zorla alıkoyduğu, devamında direnci kırılan mağdurenin vücuduna zorla organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu gerçekleştirdiği anlaşıldığı halde daha önceden tanımadığı sanık tarafından zorla alıkonulan mağdurenin rızası ile cinsel ilişkiye girdiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması … hukuka aykırı olmuştur.”

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 17.06.2009 T., 5434/7694 sayılı kararı

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:

Bu makaleye şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Ertuğrul Kahraman (2020) Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Suçlarda Beyan Delili, hukukcukafasi.com/yargitay-kararlari-isiginda-cinsel-suclarda-beyan-delili, (Erişim Tarihi: …).


Bacaksız, P. & Bayzit, T. (2019). Yargıtay’ın Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda İspata Yaklaşımı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 379-414.

Gödekli, M. (2016). Türk Ceza Muhakemesinde Maddi Gerçeğe Ulaşmanın Ön Koşulu Olarak Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Yasağı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1815-1924.

Karakehya, H. (2016). Dolaylı Maddi Gerçek: Ceza Muhakemesinde Yargılama Makamının Maddi Gerçeğe Deliller Aracılığıyla Ulaşma Zorunluluğu Üzerine. TAAD, 59-82.

Şık, H. (2012). Suçsuzluk Karinesi. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 103-145.

The following two tabs change content below.

Ertuğrul Kahraman

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ankara Barosu - Stajyer Avukat

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. 24 Aralık 2020

    […] Yargıtay Kararları Işığında Cinsel Suçlarda Beyan Delili […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir