Platon’un Mağarasından Kaçmak

platon ve hukuk

Platon, sayısal sözel fark etmeksizin hepimiz için önemli bir filozof. Önemli olmanın yanında önemliliğini de kaybetmemiş, hala ismini sıkça duyduğumuz bir zat-ı muhterem.

İki Evren Teorisi

Kendisi M.Ö 429’da Atina’da soylu sınıfa mensup biri olarak dünyaya geldi. Peloponez Savaşı ve hocası Sokrates’in ölümü olmak üzere iki olay Platon’a Atina’daki demokrasinin yanlış olduğunu düşündürdü. Bunun üzerine doğru yönetim şeklinin örneği olan kendi ideal devletini yarattı. Bu devleti ortaya çıkarırken dikkat ettiği şeylere baktığımızda temel felsefesini az çok anlayabiliyoruz aslında. Platon’a göre etrafımızdaki şeyler gerçek değildir çünkü gerçek olan şeyler değişime tabi olmamalıdır. Kesinliği tesis etmek için değişmeden kalan dünyayı dikkate almalıyız. Sanırım bunun altında savaş sonucu demokrasiyle başa despot bir yönetimin gelmesi ve bununla birlikte demokrasinin değişime uğraması yatıyor.  Her nesnenin bu değişimden etkilenen bir görünüşü, etkilenmeyen bir de gerçekliği (idesi) vardır.  Bu yazıyı yazarken tam arkamda duran ağaç nesnesini ele alırsak; arkamda yükselen bu ağaç mevsimler ve babamın testeresi başta olmak üzere birçok etki ile değişime uğramaktadır. Arkamda yükselen ağaç, ağaç nesnesinin bir görünüşüdür. Bir de herkesin ağaç denildiğinde aklında beliren ağaç idesi vardır. Mevsimlerden ve babamdan etkilenmesi imkansız olan ağaçlar… Platon tüm bunları bir adım ileri taşıyarak iki evren olduğunu ileri sürer. İlk evren görünüşlerden oluşan yalancı bir evren iken ikinci evren idealar evreni dediğimiz gerçek olanın yer aldığı evrendir.

Platon’un Mağarası

Platon bizim ağaç örneği üzerinden anlatmaya çalıştığımız iki evren teorisini Devlet (sf.234) kitabında bir mağara tasviriyle çok güzel ifade etmiş. Bir durum öyküsüymüşçesine bu mağarayı sizlere anlatalım.

Mağaranın en dibinde küçüklüklerinden beri elleri ayakları zincirle bağlanarak sabit şekilde durmaya zorlanmış insanlar bulunuyor. Bu insanların ardında kocaman bir duvar var. Bu duvarın üzerinden ise insanların ellerinde tuttuğu çubuklara bağlı objeler görünüyor. Bağlı duran insanların arkası bu objelere dönük. Sadece ve sadece objelerin ardında yanan kocaman ateş sayesinde objelerin yansımalarını görebiliyorlar. Bu yansımaları belli kriterlere göre adlandırıyor hatta sınıflandırıyorlar. Ateşin hemen ardında bir yamaç mevcut. Bu yamacın tırmanılmasıyla dışarıya ulaşılabiliyor. Dışarıda önünü bulut kapatmayan bir güneş var. Mağaranın içi görünüşler evreni iken dışarısı da idealar evrenini ifade ediyor.

Mağaradan Kaçış Planı

Ben içeride eli kolu bağlanmış olanları hakimler olarak düşünmek istiyorum. Bu hakimlerden birini bu mağaradan kaçıracağım. Üç aşamalı bir kaçış planı tasarladım. İlk aşamada mağaranın içini tanıyacağız. Ardından buradan çıkmak için bize neler gerektiğinden bahsedeceğiz ve son adımda da tek tutsak olmadığımızı hatırlayıp diğerlerini kurtarmayı deneyeceğiz. Son adım biraz kişiliğimize bağlı…

Mağaranın İçindeki İmgeler

İLK AŞAMA: Mağarada büyümüş o mahkumlara hakimler dedik. Duvar, ateş, zincirler ve diğer imgeler neyi ifade ediyor bize?

Gölgelere hukuk normları dedik çünkü bu tasvirde mahkumlar gölgeleri belli özelliklerine göre nesne, hayvan vb. kategorilere ayırıyorlar. Bu ayrım aslında tam olarak gölgesini gördüğümüz şeyi tanımlamayan bir ifade oluyor.  Hukuk normları -özellikle ceza normları- kişileri bir kenara koyarak genellemeler üzerinden belli suç tipleri, haklar, yükümlülükler tanımlıyor. Bu tanımlamalar da aslında tıpkı duvara yansıyan gölgeler gibi asıl olandan bir şeyler barındırıyor ancak gerçeği her zaman yansıtmadığı gibi bazen gerçeği görmeyi de engelleyebiliyor. Meslek hayatına başladığımızda da faili bir kenara atarak olayı kanun maddelerine uydurmaya çabalıyoruz. Hatta bazen olayları olması hükmün gerektirdiği hale getiriyoruz. Sanırım unuttuğumuz temel şey; hukukun, insanlar tarafından insanlar için var edildiği , bizim hukuku değişmez ve hatasız kılmak için var edilmediğimiz.

Duvara duruşma salonu dedik çünkü bu tasvirde duvar, gölge oyunun taşıyıcısı konumunda. Nesnelerin sergilendiği yer o duvar. Görmek istediğimiz gerçeklik olan fail ve mağdur tıpkı duvar üzerinde duran nesneler gibi duruşma salonunda duruyorlar, sergileniyorlar. Duruşma salonları da sadece ev sahipliği yapmasına rağmen hem hâkime hem dava taraflarına zorluklar yaşatabilir. Tanıklar veya taraflar duruşma salonunda olmanın verdiği gerginlikle kendilerini doğru veya hiç ifade edemeyebilirler. Duruşma salonları da tıpkı duvarın nesneleri taşıyarak gölge oluşturmalarını sağladığı gibi yanıltıcı bir görüntü oluşturabilir.

Ateşe hukuk eğitimi dedik çünkü tasvirde ateş, nesnelerin gölgesi dahi olsa görünmesini sağlayan bir ışık kaynağı.  Hukuk eğitimi de hakimlerin meslek hayatında gerçeği görmelerini sağlayan bilginin bir parçasıdır. Ancak yeterli değildir. Hâkim gerçeği görebilmek için deneyime, etiğin bilgisine ve ilerleyen süreçte sayacağımız birçok şeye ihtiyaç duymaktadır.

Zincirler tasvirde de olduğu gibi mağara da kalıp gerçeği görmeyi engelleyen şeylerdir. Bir hâkimin gerçeği görmesini engelleyen şeyler ise önyargılar, ilgisizlik, genelleme yapmak, açık fikirli olmamak, kişisel kaygılar, tarafsızlığı sağlayamamak, bağımlı olmaktır. Bunların her biri zincirin bir boğumunu oluşturur. Yani sayılanlardan ne kadar fazlasına sahipseniz o kadar zordur o zincirleri kırmak.

Gölgelerini gördüğümüz simgelere davalı ve davacı dedik çünkü; hâkimin asıl görmesi gereken gölgeler yani duruşma salonunda gösterilen değil tıpkı mahkumların arkasında bulunan nesneler ve mağaradan çıktığında gördükleri her şey gibi gerçeklerdir.

Mağaradan Çıkmak İçin Gerekenler

İKİNCİ AŞAMA: Platon’un tasvirinde mağaradan çıkması için mahkûmu zorla ayağa kaldırmaktan ve sonra zorla onu döndürmekten bahseder. Ayağa kaldırmak ve döndürmek eylemlerinin eğitim olduğu düşünülür. Peki hukukta görmek nasıl mümkün olur? Bu soru etikle ilgili bir sorudur. Cevabı da etik bir bakış açısıyla açıklamak gerekir. Bu yazıda ihtiyaç duyulan etik kavramı insanın görülmesini mümkün kılan kavramdır. İnsanı görmemizi ne sağlar sorusu hukukta karşımıza iki boyutta çıkar: ilk boyutunu adalet kavramı, ikinci boyutunu ise ilgi  kavramı oluşturur. İşte tam da bu kavramlar hâkimi mağaradan çıkaracaktır.

Hukukta görmek için adalet kavramından ziyade adaletsizlikten hareket edilecektir. İlk adımı adaletsizliği görmek oluşturur. Görmek kavramı tek olanın incelenmesini ifade ettiği için Kuçuradi’nin de belirttiği gibi adaletin fikir olduğunu, adaletsizliğin ise bir durum olduğunu göz önüne almak gerekir. Kuçuradi’ye göre adil bir dünya istemek belirsiz bir özlemle ilgili iken tek durumda adalet istemek belirli bir talebi dile getirmekle ilgilidir. Adalet nedir diye sorduğumuzda beş farklı insan beş farklı cevap verebilir. Verdikleri cevaplar da hayatta karşılaştıkları belirli adaletsizliklerle ilgilidir. Tek durumdaki adaleti kavramsallaştırmak için adaletsizliğe bakmak ve mevcut adaletsizlikleri ortadan kaldırmak gerekir. Adaletsizlikleri bul, yok et; böylece adil olana yaklaş!

Bir hakimin hukukun kendisinin de bir adaletsizlik formu olduğunun farkında olması gerekir; hukuk insanın görülmesini engelleyen baskılar ve sistematik adaletsizliğin kaynağı olabilmektedir. Bunların temelde hukukun iki özelliğinden kaynaklandığı söylenebilir: 1. hukukun hareket ettiği kişi tanımı 2. Hukukun normlardan oluşmasıdır.

Hukuk, soyut bir kişi tanımından hareket eder. Buradaki kişi haklara ve ödevlere sahip varlık olarak karşımıza çıkar.  Bu kişi toplumsal rollerinden ve kişiliğinden soyutlanmıştır çünkü hukuk genellemeler yapar. Görmek için tek duruma yoğunlaşmak gerekmektedir. Oysa hukukun genellik özelliği bu tür görülmeyi engeller. Örneğin mağdurun somut deneyimleri soyutlaştırılır.

Hâkim bu engeli aşmak çabasındaysa genelliğin özelliğinden yararlanarak tek olanın sesini duyurmasını mümkün kılar. Genel kurallara gönderme yapsa da kararı uyuşmazlığın tekliğine ve tek durumun ihtiyaçlarına dayanmaktadır.

Buradaki ilgilenmek, dertlenerek ilgilenmeyi ifade eder. Dertlenerek ilgilenmek için hakim sırasıyla şunları yapar: Problemi ilgili bir şekilde dinlemek, olayı bağlamında değerlendirmek, olayla ilgili sorumlu olduğunu kavramak, çözüm üretmeye çalışmak, üretilen çözümün gerçekten çözüm olup olmadığını araştırmak.

Bunları yapan tutsak hakimimiz bunları yaparak dışarıya doğru yol alabilir ve ateşten sonraki yokuşu tırmanabilir. Alegorinin devamında tutsağımız dışarıya çıkar. Gölgeler gözüne daha net görünür. Gözleri zamanla alışır. Sudaki yansımasına, objelere doğrudan bakabiliyor hale gelir. En sonunda da ışığının gördüğü her şeyin kaynağı olan güneşe bakabilir. Tutsak buluşunu paylaşmak için mağaraya döner. Fakat artık karanlığa alışık değildir ve duvardaki gölgeleri görmekte zorluk çeker. Diğer tutsaklar bu yolculuğun onu aptal ve kör ettiğini düşünür ve herhangi bir serbest bırakma eğilimine şiddetle karşı çıkarlar.

Mağarada Kalanları Kurtarmak

SON AŞAMA: Hâkim tüm bu unsurları bünyesinde barındırmasıyla Platon’un mağarasından çıkmayı başaran mahkûm olacak ve adaletin ışığı gözlerini kamaştıracaktır. Gerçeğin bilgisiyle geri döndüğünde ise zorbalıkla karşılaşabilir elbette. Aksinin garantisini kimse veremez. Ancak önemli olan mağaradaki mahkumlarda ufacık bir zincirini kırma istenci oluşturmak!

Lütfen, lütfen ve lütfen o mağaraya dönün çünkü bu ülkenin iyi hakimlere ihtiyacı var!

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:

Bu makaleye şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Meltem Arife Karaçalı (2021) Platon’un Mağarasından Kaçmak, hukukcukafasi.com/platonun-magarasindan-kacmak, (Erişim Tarihi: …).

The following two tabs change content below.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi

Meltem Arife Karaçalı (Tümünü gör)

Benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir