Hukuk Kültürü Eksikliği: Adalet Çıkmazı

Yüzlerce yıllık Türk kültüründe hukuk, yöneticilerin oldukça önem verdiği bir hizmet olarak görülmüştür. Başarılı Türk devletleri adalet temelleri üzerine kurulmuş, adaletten ayrıldığı zamanlarda ise çöküşe sürüklenmiştir. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig eserinde dediği gibi beyliğin temeli doğruluktur. Bulunduğu zamanın gelişmiş devletlerinde hukukun üstünlüğü kültür olarak kabul edilmiştir. Bu devletlerde hukuk her zaman üstte tutulmuş, yöneticinin görevi adaletle ülkeyi yönetmek olarak tanımlanmıştır. Bu önerme günümüz koşullarında da geçerlidir. Gelişmiş olan ülkeler günümüzde hukukun üstünlüğünü kültür olarak kabullenmiştir. Gelişmekte olan Türkiye’de ise durum pek iç açıcı değildir.

Ülkemizde hukuk devletinin bir gereği olan yargının bağımsızlığı her ne kadar anayasa ve kanunlar ile normatif düzende sağlanmaya çalışılmış olsa da gerçek devlet düzeninde yargı hiçbir zaman iktidarın bir aracı olmaktan kurtulamamış, bağımsız olarak varlığını sürdürememiş ve gelişememiştir.

 Hüküm Gecesi eserinde de işlendiği üzere iktidar grubu, muhalifleri yargı, suikast ve yasaklama yolları ile korkutmaktadır. En basit bir başarısızlıkta, bir darbe girişiminde muhalifler adil olmayan koşullarda yargılanmıştır. Yargı, telkin ve zorlamalara maruz kalmış, iktidarı elinde bulunduran Ziya Gökalpler kefil olduğu Ahmet Kerimleri ipten alma yetkisine sahip olmuştur. Eserde de görüldüğü gibi Türkiye’nin her dönemdeki iktidar, hukuku bir öç alma ve ideoloji benimsetme aracı olarak görmüştür. Özellikle muhalif kesimlere ‘onlar bunu hak ediyor, aynılarını onlar da yaptı veya iktidar olsalar onlar da bize aynısını yapacaklar’’ düşüncesi ile adalet duygusundan uzak hareket etmiştir.

Bahsetmek gerekir ki ‘’Onlar da bizim yerimizde olsa aynısını yapacaklardı.’’ anlayışı iktisadi bir terim olan mahkumlar açmazı olarak nitelendirilir. Mahkumlar açmazında her iki grupta karşı tarafın bu eylemi kendisinden önce yapacağı kuşkusuyla karşı taraf için sakıncalı olan fiili gerçekleştirmesidir. Hukukta mahkumlar çıkmazına örnek olarak ‘’Muhalefet istediği gibi muhalefet yaparsa iktidara gelebilir. İktidara gelirse eski iktidar olan bizi yargılayabilir, hak etmediğimiz şekilde davranabilir. Bu sebeple muhalefeti korkutmalı, yargılamalı gerekirse öldürmeliyiz ki istediklerini başaramasınlar. Devlet kadrolarında bu kişilerden hiç kimse bulunmamalı ki bu kişiler zamanı geldiğinde sahip olduğu gücü bize karşı kullanmasın, bu sebeple tüm kadrolara kendimize bağlı kişileri yerleştirmeliyiz.’’ düşüncesi verilebilir.

Ülkemizdeki bu adalet çıkmazı geçmişten gelen hukuk kültürünün eksikliği sebebiyle maalesef bir hukuk devleti olan Türkiye’nin kuruluş aşamasında da İstiklal mahkemeleri ile devam etmiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan Tabiî Hakim ilkesi net şekilde zarar görmüştür. Halkın bir kesiminin hukuka aykırı şekilde bastırılması, Türkiye’deki iki kutuplu siyasi düzeninin temel taşlarından birisi olmuştur.

Ülkemizdeki darbelere ve muhtıralara bakılırsa görülecektir ki hukuk dışı yollar her zaman başka bir hukuksuzluğu doğurmuş, hukuka olan güveni zedelemiştir. Devlet bekasına dayandırılarak hukuk yok sayılabilmiş, iktidarın veya muhalefetin ülke için en iyisi olduğunu düşündüğü devlet fikirlerini empoze etmek için hukuk dışına çıkabileceği olağan karşılanır hale gelmiştir.

Hukuk dışına çıkmanın bir sebebi de olarak hırs da gösterilebilir. Hakimlik ve savcılık mesleğine kabulün devletin tekelinde olması sebebi ile iktidar üstte anlatıldığı sebeplerle kendine bağlı insanların yargılama yapmasını istemektedir. Bu sebepledir ki günümüzde hakimlik ve savcılık mesleğine kabul aşamasında referans ve mülakat sistemi öngörülmüş, mülakat aşamasına kamera konulması fikirleri kabul edilmemiştir. Hukuka aykırılık iddiasında bulunan yönetmeliğe karşı dava açılamaması için yönetmeliği kanuna almak gibi komik yöntemlere başvurulmuştur.

 Siyasi kanatlarda olan hırs, muhalefetten intikam ve kendi fikrini empoze etmek olarak açığa çıkmaktaysa da hırsın hukuk üzerinde etkisi olan insanlara da bireysel olarak birçok etkisi bulunmaktadır. Şeytanın Avukatı filminde de görüleceği üzere yargının ana karakterleri olarak görülen hakimlik savcılık ve avukatlık mesleğini icra eden kişiler para ve makam hırsı ile mesleğin temel gerekliliği olan adalet duygusundan sapabilmektedir. Her dönemin Türkiye’sinde görüldüğü gibi iktidar da bu kişisel hırsları kendi otoritesi lehine kullanır. Kendi fikirlerini savunan hakimleri hızlı şekilde yükseltir. Hukuk fakültesi sayısını bilinçli şekilde arttırıp üniversite sınavında gerekli bir başarıyı sağlayamadan fakülteye giren kişilerin olmasını sağlar ve hukuk mezunu kişilerin sayılarını arttırarak aday yargı personeli havuzunu genişletmek istemektedir. İktidarın hukuk fakültesi politikası sebebiyle maddi sıkıntı çeken genç avukatlara karşı hakimlik ve savcılık maaşları yükseltilerek insanlar bu mesleğe teşvik edilir. Yargı görevini gerektiği gibi yapmak isteyen kişiler ise istemedikçe tayin edilmeme gibi temel hakimlik teminatlarına sahip olmaması sebebiyle iktidarı kızdıracak hukuka uygun kararları veremeyecektir.               

Güçlü devletlerin bağımsız bir hukuk kültürüne sahip olması tesadüfi değildir. Yargı bağımsızlığının köklü kurumları olmayan ve hukuk kültürünü arttırmaya yönelik bir yargı reformu yapmayı düşünmeyen ülkemizde, hukuk uzun süreler daha iktidarın sopası olarak görülecek, hukuk kültürü hiçbir zaman olması gereken düzeye ulaşamayacaktır. Türkiye, bulunduğu bu adalet çıkmazı nedeniyle uzun süreler gelişmiş bir devlet olarak görülemeyecektir.

The following two tabs change content below.

Furkan Levent

Araştırmayı ve öğrenmeyi seven bir hukuk öğrencisi, hukukcukafasi.com kurucusu.

Benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir